BİR DİL UZMANINDAN YAPAY ZEKA DESTEKLİ EKONOMİ ANALİZİ: “KAMUFLASYON” SEMPTOMLARINDAN BORÇ PARA SİSTEMİNİN KÖKLERİNE
BİR DİL UZMANINDAN YAPAY ZEKA DESTEKLİ EKONOMİ ANALİZİ: “KAMUFLASYON” SEMPTOMLARINDAN BORÇ PARA SİSTEMİNİN KÖKLERİNE
Sözcüklerin gücüyle, kadim kökleriyle ve anlam dünyasının incelikleriyle uğraşan bir dil bilimci, bir Arap Dili akademisyeni olarak, normal şartlarda sayılarla örülü o mesafeli ve soğuk iktisat koridorlarında pek görünmeyi sevmem, mizacıma da uymaz. Ancak bugün öyle bir iklimdeyiz ki sokaktaki her insanın feryadı, sofradaki her ailenin küçülen lokması ve adliyeleri dolduran milyonlarca icra dosyası, fildişi kulemizden dışarı bakmayı bir lüks olmaktan çıkarıp zorunluluk haline getirdi.
Açıkçası, her sabah fırına gittiğimde, market raflarındaki etiketlerin her gün nasıl amansızca değiştiğini gördükçe bu enflasyonist yangından ben de kelimenin tam anlamıyla derinden mustarip oluyor ve etkileniyorum. İşte bu sıkıntı ve akademisyenliğin fıtri bir gereği olan o bitmek bilmez merak, araştırmacılık ve olayların ardındaki gizemi çözme arzusu beni bu alana yöneltti.
Ayrıca akademisyenlik, sadece fildişi kulelerden ders anlatmak değildir; akademisyenlik bir anlamda insandaki fıtri merakın, her şeyi deşifre etmek isteyen o araştırmacı ruhun her daim uyanık kalmasıdır. Enflasyon artık sadece dar bir uzmanlık alanı değil; hayatımızın her anını, her nefesini kuşatan sosyolojik bir kansere dönüşmüştür. Hayatımızın her anını, her saniyesini kuşatmışken bu enflasyon yangınına karşı, alanım olmasa da kayıtsız kalmak benim meraklı zihnime yakışmazdı.
Bu yangına kayıtsız kalamazdım. Bu yüzden, devasa veri dağlarını tarayabilen, akademik yayınları saniyeler içinde süzebilen yapay zeka asistanım Gemini Notebook’un teknolojik gücünü yanıma aldım. Fakat yanlış anlaşılmasın; bu çalışmada tüm organizasyonu kuran, can alıcı soruları soran, teorik çerçeveyi çizen ve kısacası direksiyon başında oturan tamamen benim. Asistanım ise benim entelektüel merakımın emrinde çalışan güçlü bir navigasyon cihazıydı. Popüler dilin sıcaklığı ve samimiyeti ile akademinin o ağırbaşlı derinliğini harmanladığımız bu kapsamlı analizde, hep birlikte ekonomist Dr. Şeref Oğuz’un öngördüğü semptomlardan Prof. Dr. Mete Gündoğan ve Yunus Avcı’nın dile getirdiği kök nedenlere uzanan sarsıcı bir yolculuğa çıkıyoruz.
Yüzeydeki Yangın ve Semptomların Anatomisi
Dr. Şeref Oğuz’un 10 maddelik teşhisiyle analizimize başladığımızda, enflasyonun sadece bir ekonomik gösterge olmadığını, adeta toplumsal yapımızı içten içe kemiren bir ahlaki çürüme sarmalı olduğunu görüyoruz. Bir dil uzmanı olarak Oğuz’un literatüre kazandırdığı “Kamuflasyon” kavramını çok anlamlı ve yerinde bulduğumu söylemeliyim. “Kamu” ve “enflasyon” kelimelerinin bu birleşimi, devletin enflasyonla mücadeledeki o derin ve trajik çelişkisini mükemmel şekilde özetliyor. Kamunun, kendi sebep olduğu bütçe açıklarını kapatmak için bastığı paralarla piyasaya sürekli zam pompalaması ve kendi yönettiği fiyatları artırırken bir yandan da enflasyonu düşüreceğine inanması ve iddia etmesi rasyonellikten uzak fanteziden başka bir şey değildir. Kamu, kendi ürettiği enflasyonu halka yansıtırken bir yandan da bunu gizlemeye çalışmaktadır.
Peki, bu gizleme işlemi nasıl yapılıyor?
İşte tam burada, Şeref Oğuz’un “saraydan kız kaçırma” olarak adlandırdığı o istatistiksel illüzyonlar devreye giriyor.
İstatistik kurumu TÜİK, gerçek hayatta dar gelirlinin ve emeklinin bütçesinde neredeyse P’yi bulan gıda harcamalarının sepetteki ağırlığını $ seviyesinde tutarak, aşırı zamlanan mal ve hizmetleri sepet dışına sürgün ederek ve sadece belirli indirim günlerinin ucuz fiyatlarını baz alarak gerçeği kamufle ediyor. Bu istatistiki perdeleme sadece istatistiki bir hata değildir; aynı zamanda resmi enflasyon oranına göre maaş zammı alan milyonlarca emekli ve asgari ücretlinin........
