İSLÂM’A TAM OLARAK GİRMEK
İSLÂM’A TAM OLARAK GİRMEK
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
«“Ey iman edenler! Hep birlikte İslâm’a tam olarak girin; şeytanın adımlarını takip etmeyin. Çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 2/208)»
Âyetin Genel Çerçevesi ve Nüzul Sebebi
Bakara sûresinin 208. âyet-i kerîmesi, müminlerin din ile kurmaları gereken ilişkinin temel esaslarından birini ortaya koymaktadır. İslâm dini, insan hayatını yalnızca belirli yönleriyle ele alan bir inanç sistemi değil; inanç, ibadet, ahlâk ve muamelât alanlarını kuşatan kapsamlı bir hayat nizamıdır. Bu sebeple müminlerden beklenen, dinin hükümlerini seçmeci bir anlayışla değil, bir bütün hâlinde benimsemeleri ve hayatlarını bu doğrultuda şekillendirmeleridir.
Müfessirler, söz konusu âyetin nüzul sebebi hakkında farklı rivayetler nakletmişlerdir. Rivayetlerden birine göre Yahudilikten İslâm’a giren Abdullah b. Selâm ve beraberindeki bazı kimseler, önceki dinlerinden kalan bazı uygulamaları sürdürmek istemişler; bunun üzerine bu âyet nazil olmuş ve kendilerinden İslâm’a bütünüyle teslim olmaları istenmiştir. Başta İbn Cerîr et-Taberî olmak üzere birçok müfessir bu rivayeti nakletmiş ve âyetin tarihî bağlamını açıklayan önemli bir bilgi olarak değerlendirmiştir.
Diğer bir görüşe göre ise âyet, zahiren iman ettiklerini ifade etmelerine rağmen kalben tasdik etmeyen münafıklara hitap etmekte ve onları samimi bir şekilde İslâm’a yönelmeye davet etmektedir.
Müfessirlerin çoğunluğu ise âyetin doğrudan müminlere hitap ettiğini kabul etmiştir. Fahruddîn er-Râzî, bu âyetin müminleri dinî hayatlarında bütünlük ve tutarlılık içerisinde yaşamaya çağırdığını belirtirken, İbn Kesîr de Allah Teâlâ’nın müminlerden dinin bütün hükümlerine bağlı kalmalarını istediğini ifade etmektedir.
Nüzul sebebiyle ilgili farklı yorumlar bulunmakla birlikte, âyetin temel mesajı açıktır: Müslüman, Allah’ın dinini bir bütün olarak kabul etmeli ve hayatını bu bütünlük içerisinde yaşamaya gayret göstermelidir.
“Kâffe” Kavramının İfade Ettiği Anlam
Âyet-i kerîmede yer alan “kâffe” kelimesi; “hep birlikte”, “tamamıyla”, “eksiksiz olarak” anlamlarına gelmektedir. Bu ifade, İslâm’ın yalnızca belirli hükümlerini değil, bütün esaslarını benimsemeyi ve yaşamayı ifade etmektedir.
Zemahşerî, el-Keşşâf adlı eserinde bu kelimenin hem bireysel hem de toplumsal boyutta tam bir teslimiyeti ifade ettiğini belirtmektedir. Buna göre mümin, şahsî hayatında olduğu kadar aile, toplum ve sosyal ilişkilerinde de dinin rehberliğini esas almalıdır.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu bütünlük anlayışını destekleyen birçok âyet bulunmaktadır. Bunlardan biri şöyledir:
«“Hâlbuki onlar, dini yalnızca Allah’a has kılarak, hanîfler olarak O’na kulluk etmekle, namazı kılmakla ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardı. İşte bu dosdoğru dindir.” (Beyyine, 98/5)»
Bu âyet, kulluğun yalnızca belirli ibadetlerle sınırlı olmadığını; niyet, ihlâs, ibadet ve ahlâkın bir bütün olarak yaşanması gerektiğini göstermektedir.
Din Karşısında Teslimiyet Bilinci
İslâm kelimesinin temel........
