menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

RABBİNİN ADIYLA OKU: HAYATI VAHYİN ÖLÇÜSÜYLE ANLAMAK

21 0
13.08.2026

RABBİNİN ADIYLA OKU: HAYATI VAHYİN ÖLÇÜSÜYLE ANLAMAK

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak, 96/1)

Kur’an’ın insanlıkla yeniden konuşmaya başladığı ilk kelimenin “Oku” olması tesadüf değildir; fakat bu emri yalnızca kitap okumaya, bilgi toplamaya veya eğitim görmeye indirgeyen yaklaşım da ayetin taşıdığı büyük anlamı daraltır. Çünkü vahiy insana sadece “oku” dememiş, “Yaratan Rabbinin adıyla oku” buyurmuştur. Diyanet’in tefsirinde de ayetin konusu yalnız yazılı bir metni seslendirmekle sınırlandırılmaz; vahyin, insanın ve kâinatın okunması, bunlar üzerinde düşünülmesi ve hakikatin kavranması yönünde geniş bir anlam alanına işaret edilir. Alak sûresinin ilk ayetleri de genel kabul doğrultusunda Hz. Muhammed’e gelen ilk vahiy olarak değerlendirilir. Bu sebeple İslam’ın insanı dönüştüren ilk müdahalesi yalnız bilgisizliğe karşı değildir; bilginin kimin adına üretileceğine, hayatın hangi ölçüyle okunacağına ve insanın kime karşı sorumlu olduğuna dair köklü bir istikamet tayinidir. “Oku” emri insan aklını harekete geçirirken, “Rabbinin adıyla” kaydı aklın kendisini ilahlaştırmasını engeller; “yaratan” ifadesi ise insanın varlık üzerindeki hâkimiyet iddiasını kırarak ona mülkün gerçek sahibini hatırlatır. Böylece daha ilk ayet, bilgi ile iman, akıl ile vahiy, insan ile yaratıcı ve hayat ile kulluk arasındaki bağı kurar. İnsan okuyacaktır, araştıracaktır, düşünecektir, yönetecektir, üretecektir; fakat bütün bunları kendisini hayatın mutlak ölçüsü haline getirerek değil, yaratılmış olduğunu bilerek yapacaktır. İşte tevhid burada yalnız Allah’ın varlığına inanmanın ötesine geçer; düşüncenin merkezini, değerlerin kaynağını, hayatın istikametini ve insanın kime hesap vereceğini belirleyen temel ölçüye dönüşür.

İlk vahyin Mekke’de gelmiş olması da üzerinde düşünülmesi gereken büyük bir anlam taşır. Mekke toplumu Allah kavramından bütünüyle habersiz değildi; fakat Allah’a dair kabullerin yanında hayatı belirleyen başka otoriteler, kabile asabiyeti, ekonomik çıkarlar, putlar, güç ilişkileri ve insan eliyle kutsallaştırılmış düzenler bulunuyordu. Vahyin ilk sözü böyle bir dünyanın ortasında “Rabbinin adıyla” diyerek insanın zihnindeki dağınık otorite alanlarını tek merkeze çağırdı. Çünkü tevhid, Allah’ı gökyüzünde kabul edip yeryüzündeki hayatı O’ndan bağımsız kurmak değildir. Allah yaratıcı ise insanın yaratılış gayesini belirleme hakkı da nihai anlamda O’na aittir. İnsan yaratılmışsa kendi varlığının mutlak sahibi değildir; aklına, gücüne, servetine, devletine, çoğunluğuna veya çağının hâkim düşüncesine sınırsız bir hüküm yetkisi veremez. Ayetin “Rab” kelimesi bu bakımdan son derece belirleyicidir. Rab, yalnız yaratıp varlığı kendi haline bırakan anlamında düşünülmemelidir; terbiye eden, yetiştiren, sahip olan ve yol gösteren anlam alanını da taşır. Dolayısıyla “Rabbinin adıyla oku” emri, insana dünyayı Allah’tan koparılmış bir alan gibi değerlendirmemesini öğretir. Ekonomiyi başka bir hakikatle, siyaseti başka bir hakikatle, ahlakı başka bir hakikatle, ibadeti ise yalnızca kişisel dindarlık alanıyla açıklayan parçalanmış zihin burada sorgulanır. Vahyin kurduğu dünya görüşünde insanın camideki Rabbi ile çarşıdaki Rabbi, ailesindeki Rabbi ile kamusal hayattaki Rabbi farklı değildir. Rab birdir; insanın hayatı da bu birliğin bilinci içinde anlam kazanır.

Bu nokta Alak sûresinin ilk ayetini modern insan açısından son derece sarsıcı hale getirir. Bugün insanlık geçmiş toplumların putlarını aynı biçimde taşımıyor olabilir; fakat insanın kendisini mutlaklaştırma eğilimi ortadan kalkmış değildir. Modern çağda insan bazen aklı, bazen bilimi, bazen piyasayı, bazen devleti, bazen ulusu, bazen ideolojiyi, bazen çoğunluğu, bazen de bireysel arzuyu nihai ölçü haline getirebilmektedir. Bunların her biri kendi alanında araç, imkân veya toplumsal düzenleme biçimi olabilir; sorun, bunlara Allah’a ait mutlaklık vasfının yüklenmesidir. Vahyin eleştirisi tam burada başlar. Bilgi değerlidir; fakat bilgi insanı Rabbinden koparıyorsa bilginin çoğalması hakikatin çoğalması anlamına gelmez. Teknoloji güçlüdür; fakat gücün hangi amaçla kullanılacağını teknoloji belirleyemez. İnsan kanun yapabilir, yönetim mekanizmaları oluşturabilir, toplumsal meseleleri düzenleyebilir; fakat insanın düzenleme yeteneği, kendisini mutlak iyi ve kötünün kaynağı ilan etme yetkisi değildir. “Yaratan Rabbinin adıyla oku” insana tam burada sınırını bildirir: Sen düşünebilirsin fakat yaratıcı değilsin; hüküm verebilirsin fakat mutlak değilsin; yönetebilirsin fakat mülkün sahibi değilsin; bilgi üretebilirsin fakat hakikatin kaynağı sen değilsin. Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, imkân sahibi olmayı hak sahibi olmakla karıştırmasıdır. Bir şeyi yapabiliyor olmak, onu yapmanın doğru olduğu anlamına gelmez. Güç ahlak üretmez; çoğunluk hakikati yaratmaz; devlet doğruyu meydana getirmez; parlamento helal ile haramın metafizik kaynağı olamaz; bilim de tek başına hayatın nihai gayesini tayin edemez. Bunların tamamı insan faaliyetidir ve insan faaliyeti olması sebebiyle sorgulanabilir, düzeltilebilir ve daha yüksek bir ahlaki ölçüye muhtaçtır.

Bu sebeple ayetin ışığında modern siyaseti eleştirmek, belirli bir partiye, ülkeye veya yönetim biçimine öfke üretmek değildir.........

© Mir'at Haber