BİRİNCİ MECLİSİN İSLAMİ RUHUNA YENİDEN DÖNMEK
BİRİNCİ MECLİSİN İSLAMİ RUHUNA YENİDEN DÖNMEK
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, yalnızca bir savaş meclisi değil; aynı zamanda Anadolu halkının imanını, bağımsızlık iradesini, fedakârlığını ve İslamî-manevî direniş ruhunu taşıyan tarihî bir meşveret zeminiydi. 23 Nisan 1920’de açılan bu Meclis, işgal altındaki bir milletin sadece siyasî varlığını değil, aynı zamanda dinini, vatanını, namusunu, ezanını, toprağını ve haysiyetini koruma iradesini temsil ediyordu. Bu sebeple Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, bugünün şartlarında geçmişi aynen tekrar etmek anlamına gelmez; aksine o Meclis’in taşıdığı temel ilkeleri yeniden anlamak demektir: Allah’a bağlılık, milletin manevî kimliğine sadakat, meşveret, adalet, emanet bilinci, zulme karşı direnç, şahsî iktidar yerine ortak akıl, Batı karşısında teslimiyet değil şahsiyetli duruş ve siyasetin ahlakla sınırlandırılması. Birinci Meclis’in asıl kıymeti, farklı görüşlerden insanları aynı çatı altında toplamasında ve bu farklılıkları milletin varlığı, İslam’ın izzeti ve vatanın bağımsızlığı için ortak bir iradeye dönüştürmesindedir.
Birinci Meclis’in İslamî ruhu, şekilsel bir dindarlık değil, mücadeleye yön veren derin bir iman ahlakıydı. O dönemde hutbeler, fetvalar, camiler, medreseler, âlimler, şeyhler, kanaat önderleri ve Anadolu’nun sade Müslüman halkı Millî Mücadele’nin manevî zeminini oluşturdu. İnsanlar yalnızca toprak kaybetmemek için değil, Allah’ın kendilerine emanet ettiği vatanı, ümmetin izzetini ve İslam’ın haysiyetini korumak için ayağa kalktı. Bu nedenle Birinci Meclis’in ruhuna dönmek, siyaseti yeniden ahlakla, devleti yeniden adaletle, milleti yeniden imanla, yönetimi yeniden meşveretle buluşturmak demektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey, geçmişi kuru bir övgüyle anmak değil; o Meclis’in taşıdığı hakikat bilincini çağımıza taşımaktır.
Birinci Meclis’in İslamî Karakteri
Birinci Meclis’in İslamî karakteri, onun açılış atmosferinden, konuşmalarından, dualarından, fetvalardan, halkla kurduğu bağdan ve Millî Mücadele’nin meşruiyet dilinden açıkça anlaşılır. Meclis, cuma günü dualarla, Kur’an tilavetiyle ve manevî bir atmosfer içinde açılmıştır. Bu tercih tesadüf değildir. Çünkü o gün milletin direnişini meşrulaştıran temel kaynak, yalnızca modern anlamda milliyetçilik değil; din, vatan, ümmet, bağımsızlık ve Allah’a karşı sorumluluk bilinciydi. Ankara’daki mücadele, İstanbul’un işgaline, hilafetin baskı altına alınmasına, Anadolu’nun parçalanmasına ve Müslüman halkın esaret altına sokulmasına karşı verilmişti. Dolayısıyla Birinci Meclis’in ruhu, İslam’ı hayatın dışına iten değil, İslam’dan güç alan bir ruhtu.
Bu Meclis’in içinde farklı anlayışlar vardı; fakat bu farklılıkların üstünde ortak bir inanç zemini bulunuyordu. Milletin çoğunluğu Müslümandı ve Meclis de bu hakikati inkâr etmiyordu. Bugün Birinci Meclis’in ruhuna dönmekten kastımız, tarihî şartları aynen bugüne taşımak değil; milletin inanç kimliği ile devlet arasına yapay duvarlar örmeyen, İslam’ı kamusal hayattan dışlamayan, ahlakı siyasetin merkezine alan ve adaleti devletin temeli kabul eden bir anlayışı yeniden diriltmektir. Çünkü İslamî siyaset, dar anlamda iktidar hırsı değil; emaneti........
