10 KASIM 2019’DAN GÜNÜMÜZE TUTULAN AYNA: DOĞU PERİNÇEK İLE BEŞ DAKİKA
10 KASIM 2019’DAN GÜNÜMÜZE TUTULAN AYNA: DOĞU PERİNÇEK İLE BEŞ DAKİKA
10 Kasım 2019 tarihinde TÜYAP Kitap Fuarı’nda Doğu Perinçek ile yaptığım yaklaşık beş dakikalık kısa görüşmenin üzerinden yıllar geçti. O gün konuşulanları bugün yeniden hatırlamamın sebebi, geçmişte söylenen birkaç cümleyi büyütmek veya bir kişiyi merkeze alarak bugünü açıklamaya çalışmak değil. Asıl mesele, aradan geçen zamanın o konuşmaya farklı bir anlam kazandırmış olmasıdır. Çünkü bugün dinî topluluklara yönelik gerçekleştirilen operasyonlar, soruşturmalar ve kamuoyunda kullanılan dil, 2019’da zihnimde oluşan bazı soruları yeniden gündeme getiriyor. O gün bir kitap fuarında sorulan sorular, bugün çok daha büyük bir sorunun parçası hâline gelmiş durumda: Türkiye’de devlet, dinî yapılarla yalnızca hukuki zeminde mi ilişki kuruyor; yoksa onları denetleme, sınırlandırma, dönüştürme ve kabul edilebilir bir din anlayışının sınırları içerisinde tutma yönünde daha geniş bir siyaset mi izliyor?
O gün kendisine tarikatların, tekkelerin ve cemaatlerin geleceğini sorduğumda aldığım cevapların merkezinde devlet, eğitim ve toplumsal dönüşüm vardı. Özellikle “zihinler nasıl dönüştürülecek?” soruma verilen “eğitimle” cevabı zihnimde kaldı. Çünkü mesele bir derneğin, vakfın, yurdun veya kurumun kapatılmasından çok daha büyükse, asıl tartışılması gereken alan insan zihnidir. Bir devlet suç işlendiğinde elbette soruşturma yapar; mali suç, dolandırıcılık, istismar, şiddet veya başka bir hukuksuzluk varsa failin dinî veya seküler kimliğine bakılmaksızın hukuk işletilmelidir. Burada itiraz edilmesi gereken hukuk değildir. Asıl soru, hukukun sınırının nerede bittiği ve dinî alanı biçimlendirme siyasetinin nerede başladığıdır.
Bugün gerçekleştirilen operasyonların resmî gerekçeleri de bu ayrımı önemli hâle getiriyor. Ağustos 2026’daki geniş çaplı soruşturma kamuoyuna “çıkar amaçlı suç örgütü”, mali suçlar ve dolandırıcılık iddiaları üzerinden yansıdı; Adalet Bakanı ise operasyonun dinî görüşe veya cemaate karşı olmadığını, “tamamen mali yapılanmaya” yönelik olduğunu açıkladı. Dolayısıyla kesinleşmiş yargı kararları bulunmadan insanları veya toplulukları suçlu ilan etmek doğru değildir. Fakat mesele burada kapanmıyor. Çünkü Türkiye’de dinî oluşumların devlet tarafından yıllardır yalnızca suç şüphesi ortaya çıktığında değil, sosyolojik ve dinî özellikleri bakımından da yakından izlendiği biliniyor. 2019 yılında kamuoyuna yansıyan ve Diyanet’e ait olduğu ileri sürülen kapsamlı çalışma; geleneksel yapılardan Kur’an merkezli hareketlere, selefî çevrelerden dinî-siyasi oluşumlara kadar oldukça geniş bir yelpazeyi tasnif ediyordu. Aynı rapor 2019’da TBMM’de soru önergesine de konu olmuştu.
İşte........
