menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SÜNNİ KURUCU İMAMLARDAN EBU HANİFE

25 0
07.05.2026

SÜNNİ KURUCU İMAMLARDAN EBU HANİFE

Hanefi mezhebinin kurucu imamı Ebu Hanife (h. 150/m. 797), Fars asıllı olup ticaretle uğraşan varlıklı bir ailenin çocuğudur, sonraları ticari işlerini yavaşlatıp ilme intisap etmiştir. Başlangıçta kelam ile uğraşırken sonraları fıkha yönelmiş, bu konuda otorite olmuştur, öyle ki ona “İmam-ı azam” ünvanı verilmiştir. [1] Tabakat kitapları onu tebe-i tabiinden sayar.

İki büyük İslam devletinde yaşadı. Ömrünün 52 senesini Emeviler, 18 senesini Abbasiler döneminde geçirdi. Her iki devletin sosyo-politik ve idari yapısını, motivasyonlarını yakından biliyordu. Tarihin yetiştirdiği en büyük alim ve fakihlerden biridir. Ebu Hanife’nin Ehl-i beyte büyük muhabbeti ve hürmeti vardı; onlarla görüşür, ilim ve düşüncelerinden istifade ederdi. İmam Ca’fer es-Sadık’la daha yakın ilişkisi vardı, hatta babası küçük yaştayken vefat ettiğinde annesinin Ca’fer es-Sadık’la evlendiği söylenir. [2] Öyle ise Ebu Hanife’nin Muhammed Bakır’la olduğu kadar, belki daha fazla oğlu Ca’fer es-Sadık’la (öl. H. 148) münasebetinin sebebi daha iyi anlaşılmış olur; ikisi yaşıttı, hatta aynı senede doğmuşlardı. Ondan bahsederken “Andolsun, Ca’fer Sadık’tan daha fakih kimseyi görmedim” derdi.

Muhammed Nefsü’z Zekiyi ile kardeşi İbrahim’in babaları Abdullah bin Hasan’la ilmi ve dostane ilişkileri vardı. Kendi ifadesiyle genel olarak ilimde, özel olarak fıkıhta geniş bilgi ve görüşlere sahip olan Zeyd bin Ali, Muhammed Bakır, Ebu Muhammed Abdullah bin Hasan’dan ilim öğrendi. Zeyd bin Ali’ye iki sene öğrencilik yaptığını söyler.

Ebu Hanife gerek Muhammed Bakır’dan gerekse Ca’fer es Sadık’tan hadis rivayet etmiştir. [3] Yaşıt olmalarına rağmen, genel olarak ulema Ca’fer es-Sadık’ı Ebu Hanife’nin üstadı kabul etmektedir. M. Ebu Zehra’ya göre, Ebu Hanife’nin Hz. Ali ve evlatlarına olan muhabbeti ve sadakati, öylesine ileri düzeydeydi ki, onun ölümüne sebep olmuştu. Ebu Hanife’nin iki şeyhe büyük hürmeti vardı, onları herkesten üstün tutardı. Hz. Osman’a ağır söz söylemez, sahabeleri hayırla anardı [4], ancak oğlu Hammad’ın dediğine göre babası “Ali bize Osman’dan daha sevgilidir” derdi. Ebu Hanife, Hz. Ali’nin siyasi hayatında giriştiği hiçbir savaşta onun haksız bulmaz; onunla Cemel’de savaşan Hz. Aişe, Talha ve Zübeyr’i haksız bulur ama onlara kötü söz söylemezdi, çünkü ona göre Hz. Ali, adalet üzre hareket ederdi, Müslümanlar içinde Hz. Peygamber (s.a.)’in sünnetini en iyi bilen oydu. [5]

Siyasi mücadelede Ebu Hanife, Ehl-i beyt’i haklı bulup canıgönülden desteklemekle beraber herhangi bir Şii fırkaya mensup değildi, İmamet’in de Hz. Peygamber tarafından Ehl-i beyt’e vasiyet edildiğine de kani değildi. Ve elbette gerek Emevi gerekse Abbasi halifelerine karşı mücadele edip Ehl-i beyt’in safında yer almasının sebepleri vardı. Bunlardan biri, yönetimin başına geçecek kimseler içinde Ehl-i beyt ehil ve liyakat sahibiydi, adaletle ve Hz. Peygamber’in sünneti ile Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in çizgisinde hükmedeceklerdi.

Fakat bunun kadar önemli olan başka sebep şuydu: Ebu Hanife’ye göre hilafet veya imamet, mü’minlerin icmaı ve istişaresiyle olur, dolayısıyla devlet başkanının seçimle iş başına gelip sonra biat alması esastır. Önce biat almak tek başına yetmez, biat alındı mı, zaten fiili bir durum yaratılmış demektir, yönetimin salt biatle tayin edilmesi ona meşruiyet kazandırmaz, başka bir deyişle başkan herkesten biat almış olsa dahi –biat entrika yoluyla veya kılıç zoruyla da alınabilir- seçimle iş başına gelmediği müddetçe meşru değildir. İbn Bezzazi, Menakib-i İmam-ı A’zam adlı kitabında (II, 16) Ebu Hanife’nin bu görüşünü herhangi bir polemik veya tevile mahal bırakmayacak açıklıkta Mansur’un huzurunda dile getirdiğini nakleder. [6]

Ebu Hanife geniş bir ufka sahipti, Müslüman olsun olmasın, bilgi sahibi olduğunu düşündüğü herkesle görüşür, bilgisinden, görüşlerinden istifade etmeye çalışırdı. Menakib kitaplarına bakılırsa sapkın görüşlere sahip Cabir bin Yezid Cu’fi’yle de (öl. H. 165) görüşüyor, tartışıyordu. Hasımları Cabir’in Ebu Hanife’nin üstatlarından biri olduğunu söylüyordu. [7]

Emeviler döneminde başlayıp hiç durmayan siyasi mücadelede Ehl-i beyt’in, evlad-ı Ali’nin yanında yer aldı, haklarını savundu. Emevîler’e karşı Ehl-i beyt adına hareket başlatınca Abbasiler’e ümit bağlamıştı fakat çok geçmeden, bunların da öncekilerden farklı olmadıklarını gördü, geçmişte olduğu gibi Abbasiler de Ehl-i beyt’e zulmetmeye başlayınca, bu sefer onlara karşı tavır aldı. Başlangıçta Ebu Hanife, hilafetin Ehl-i beyt’in (Haşimi) eline geçtiğini, adaletli bir yönetimin gerçekleşeceğini umuyordu, sonraları gelenin gideni arattığını yaşayarak gördü.

Ebu Hanife’ye göre baskıcı, zorba yani İslami hükümlerle........

© Mir'at Haber