menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MEZHEPÇİLİK! NEDEN ŞİMDİ?

38 0
26.03.2026

MEZHEPÇİLİK! NEDEN ŞİMDİ?

Son iki yazım dolayısıyla bazı dostlar, “Bu dönemde mezhep ve mezhepçilik konusunu gündeme getirmenin faydadan çok zarar getireceğini yazdılar.” Kısmen buna iştirak ediyorum, yazmadan önce de üzerinde düşündüm. Sonuçta “Şerr-i kalil, şerr-i kesire tercih olunur.” fehvasınca yazmanın susmaktan daha hayırlı olduğuna karar verdim, zira “mezhepçiler” –Ali Şeriati’yi dahi fitnelerinin içine katmak üzere- son hız bu konuyu gündeme getirmek üzere adeta organize olmuş bulunuyorlar.

Bu konuyu gündeme getirenleri iki gruba ayırmıştım:

1. Sahip oldukları yanlış bilgiler veya mensup oldukları grubun oluşturduğu yanlış ve kasıtlı algının etkisinde olan iyi niyetli kimseler. Bunlar “gafiller”dir, haberi tahkik etmeden hüküm verdikleri için günahkardırlar. İyi niyetli kimseleri gaflete düşüren bazı tarikat ve cemaatler ile kendilerini Selefi olarak tanıtan, ama özünde postmodern Harici olan kimi gruplar, uyandırılmış hücreler misali faaliyete geçmiş bunuyorlar. Selef-i Salihin ve modern zamanlarda batı hegemonyasına meydan okuyan hakiki Selefiler, bu Amerika ve İsrail’in hizmetinde çalışan tekfirci Haricilerden beridir.

2. İç ve dış mihrakların sofistike teknikler kullanıp piyasaya sürdüğü etkin ajanlar. Bu sayede bir kere daha İsrail’in yani MOSSAD’ın Türkiye’de, sağ muhafazakar camia ama özellikle cemaat ve tarikatlarda ne kadar etkili olduğunu teşhis etmek mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu mezhepçilik bir tehdit oluşturmaya başladı.” diye uyarıda bulunmasına rağmen, Siyonistlerin etkin ajanları aksine mezhepçi fitne ateşini daha da körüklüyorlar. İranlılar, daha Şah zamanında Sünni-Şii çatışmasına “İngiliz mersiyesi” adını vermişlerdi. Mescitlerin ateşe verilmesine kadar varan bir fitnede rol oynayan 10 halkadan 9’u “iyi niyetli”, tahrike kapılmış Şii ve Sünni gafiller iken, 10. halkada İngiltere’nin Tahran Büyükelçiliğinde çalışan “usta bir ajan” çıkmıştı. Bu konuyu yazmıştım. (İngiliz mersiyesi, Zaman, 9 Nisan 2011.)

Geçenlerde fasih Arapça konuşan bir Yahudi personelin Sünni Arap kamuoyuna dönük bir videosuna rastladım. Mealen “İran’ın Arapların zenginliklerine el koymak, bölgeyi Şiileştirmek üzere hareket ettiğini, bu tehdidi önlemek için Sünnilerin Şiiler ve Şia hakkında bilgi sahibi olmaları gerektiğini, bunun da yolunun İbn Teymiye, Muhammed bin Abdulvahap gibi zatların görüşlerinin yaygınlaştırılmasından geçtiğini” anlatıyordu.

Elbette gerek İbn Teymiye gerekse Muhammed bin Abdulvahap kasıtlı olarak mezhepçilik yapmış zatlar değildir, görüş ve söylemlerinde sert bir üslup kullanmış olsalar dahi, gayeleri Müslümanları birbirine düşürmek olmadı, hele Mardin Fetvası’yla meşhur ve istilacı Moğollara karşı hem diplomatik hem askeri sahada başarılı mücadele veren İbn Teymiye –onu tanıyabildiğim kadarıyla- bugün yaşasaydı, tereddütsüz Haçlı Amerika ve Siyonist İsrail’in yanında olmaz, İran, Lübnan Hizbullah’ı, Zeydi Ensarullah, İhvan ve Hamas’ın yanında meydanlara atılırdı.........

© Mir'at Haber