KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN İMAM ŞAFİİ
KURUCU SÜNNİ İMAMLARDAN İMAM ŞAFİİ
Gazze’de doğan İmam Şafii (h. 204/m. 820), daha çocukken babasının vefatı üzerine annesi onu Mekke’ye götürdü. İmam Malik’in öğrencisi oldu, anlatıma göre Muvatta’yı ezbere biliyordu. (Bu mübalağa gibi görünse de İmam Şafii’nin çok kuvvetli bir hafızaya sahip olduğu malumdur. Bir şiiri bir kere okur veya dinler, sonra onu hıfzederdi. Bir keresinde hafızasının neye borçlu olduğunu sorduklarında “Harama bakmayın, sizin hafızanız da kuvvetli olur.” mealinde cevap verdiği rivayet edilir.”)
Genç yaşta fetva verebilecek formasyona sahip olsa da hocası hayattayken, onu takip etti. İmam Malik’in vefatı üzerine Yemen’e gitti. Yemen’e gidecek parası olmadığından annesinin evini rehin bırakmak zorunda kaldı. Orada bir süre kaldıktan sonra gerek çevrenin ona duyduğu haset dolayısıyla yaptıkları ispiyonlar gerek kendisinin de valinin icraatlarını eleştirmesi yüzünden tutuklanmak üzere Rakka’ya götürüldü.
Diğer imamlar gibi İmam Şafii doğruluktan ayrılmadı, zulme ve haksızlıklara başkaldırdı. Yemen’de halka zulmeden valiye, belki kılıç kullanmadı ama kılıçtan daha keskin ve etkili dilini –ki bu tanımlama valiye aittir- eleştiride ve itirazda kullandı, sonunda vali onu sultan Harun er-Reşid’e şikâyet etti. Valinin şikâyeti ispiyon, jurnal ve iftiradan ibaretti. Harun Reşid’e yapılan şikâyette “Yemen’de dokuz Alevi’nin örgütlenip sultana karşı isyana hazırlandıkları” belirtiliyordu.
Harun Reşid, içlerinde İmam Şafii’nin de yer aldığı sözüm ona “isyancılar”ın merkeze getirtilmesini emretti. “İsyancılar” getirildiler ve üstünkörü yargılama ile ölüm cezasına çarptırıldılar. Hemen infazlarına başlandı. Tam sıra İmam Şafii’nin infazına gelmişken, söz hakkı isteyip muhteşem bir savunma yaptı, Sultan verdiği karardan şüpheye düşecek gibi olduysa da kararından vazgeçmeyeceği anlaşılınca, Hanefi fakihi Muhammed bin Hasan Şeybani’nin araya girmesi, hakkında güzel şahitlikte bulunması ile İmam Şafii son anda öldürülmekten kurtuldu (h. 184/m. 800). [1] Bu olay İmam Şafii’nin Şeybani ile tanışmasına, derslerine devam etmesine vesile oldu, bir süre göz hapsinde tutulduktan sonra tekrar zorunlu ikamete tabi tutulmak üzere Mekke’ye döndü.
Mekke’de aralarında Ahmet İbn Hanbel’in de olduğu çok sayıda kişinin katıldığı dersler verdi. Bu dönemde Ehl-i rey ile Ehl-i eser/hadis arasında dengeleyici bir yol tutturmaya çalıştı. Onun Hicaz bölgesi dışına çıkması, Rey ehlinin görüş ve olayları anlama biçimiyle tanışmasına yaramıştı, bundan istifade etti.
Mısır’a gittikten sonra çok sevdiği ve her zaman büyük ihtiram gösterdiği hocası İmam Malik’in bazı görüşleriyle ilgili eleştiriler yapmak zorunda kaldı, bu yüzden Malik bin Enes’in öğrencileriyle arası açıldı, bu sefer onlar ona baskı uygulamaya, eziyet etmeye başladılar, tepkilerini fiili saldırılara kadar vardırdılar.
İmam Şafii, özgür düşünen, yeri gelince eleştiren bir alimdi, daha önce de Hanefilere karşı Malikileri güçlü delillerle savunmuştu, fakat mezhep mensubiyeti taassuba dönüştüğü durumlarda özgür düşünme ve eleştiri sahibinin başına iş açar. Şafii hocasına saygılıydı, ama haklı olarak hata da yapabileceğini söylüyordu. Fanatik öğrencileri ise –bugün de bizim dine, akla, vicdana aykırı hurafe ve din üretip yayan bazı cemaat vaizleri gibi- Malik’in sarığıyla yağmur duasına çıkıyorlar, sarık sayesinde ilahi rahmetin tahakkuk edeceğini söylemini yayıyorlardı. [2]
İmam Şafii büyük bir alimdi, Arap diline hakimdi; Ahmet ibn Hanbel, Şafii’den daha büyük bir fıkıh otoritesi tanımadığını söylüyordu, ama cahillerin yaydığı fitne ve karalama kampanyası karşısında çaresiz kalıyordu. Kendisi de bir keresinde şöyle söylemişti: “Hangi alimle münazara ettiysem kazandım, hangi cahille tartıştıysam kaybettim.” (Bugün de destursuz ilim ve fikir bağına dalan nice cahil ve siyasetin emrindeki trol ilimle uğraşan, düşünce üreten insanlara büyük eziyetler etmeye devam ediyorlar!)
Şafii Mısır halkına doğru tartışmanın yol ve üslubunu öğretti, Hanefilerin haksız ve taassuba dayanan saldırılarının önüne geçti. Derslerinde taklide karşı........
