Kur’an-ı Kerim’de Kâinatın düzeni-II
Allah-u Teâlâ’nın kâinatı yaratmasını, düzene koymasını ve kâinattaki hükümranlığını (otoritesini) inkâr eden kâfir, müşrik ve zâlimlerin bu hadsizliği, işlenen günah ve her türlü kötülüğün cezasının hemen verilmeyip (Fâtır Sûresi, 45), ahirete tehir edilmesindeki (Al-i İmran Sûresi, 178; İbrahim Sûresi, 42) mânâyı idrak edememesi, yaptığının canına kâr kalacağı anlayışıyla kibre kapılması ve kendini çok güçlü zannetmesiyle bağlantılıdır.
Oysa insanoğlu aciz bir varlıktır. Görmesi, duyması, koku alması, tatması, kavraması sınırlıdır. Görme eylemi için belirli şartlar gerekir. Belli frekanslar arasını duyabilir. Diğer duyuları da böyledir. Hassas bir bedeni vardır. Sıcağa, soğuğa, açlığa, susuzluğa ve mikroplara karşı dayanıksızdır. Birçok canlıyı rahatsız etmeyen soğuk, insanı hasta eder, keza sıcağa mukavemeti de birçok canlıya göre zayıftır.
İnsanın bu acziyeti hakkında Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah, sizi güçsüz olarak yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından bir güç veren, sonra gücün ardından bir güçsüzlük ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir” (Rum Sûresi, 54).
Bu yüzden, mükemmel yaratıcının varlığını kabul etmeyip küfre, yaratıcıya ortak koşarak şirke düşenler ile yaratıcıyı kabul eden buna mukabil yaratıcının hükmetme yetkisini kabul etmeyip kâinatı ve insanı başıboş bıraktığını iddia ederek hükümranlığını (otoritesini), affetme, cezalandırma, kısacası hüküm/kural koyma yetkisini inkâr eden anlayış sorunludur.
İnsanın, kâinatın mükemmel yaratıcısının varlığını kabul etmesi yetmez. Mükemmel yaratıcının ilim, irade, kudret sıfatları ile her şeyi hikmetli yaratışı ve kâinata hükmetme yetkisini de bilmesi........
