menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Savunma alanında algı mı üretiyoruz yoksa güç mü inşa ediyoruz?

6 0
27.02.2026

Bir ülkenin gerçekten güçlü olup olmadığını kriz anında anlarsınız.

Motor çalışmadığında…

Ambargo kapıya dayandığında…

İşte o an slogan değil, gerçek konuşur.

Savunma sanayii bugün bu ülkede en fazla alkış alan, en fazla gurur üretilen alan.

Her ay yeni bir müjde.

Her ay yeni bir lansman.

Her ay yeni bir tanıtım filmi.

Her ay yeni bir “dünya bizi konuşuyor” başlığı.

Evet, bir şeyler yapılıyor.

Bunu inkâr etmek haksızlık olur.

Ama yapılmayan işleri yapılmış gibi sunmak, eksikleri tamamlanmış gibi göstermek, millete teknik gerçeklik yerine psikolojik rahatlama sunmak başka bir şeydir.

Asıl soru şu: Ne yapıyoruz, ne kadarını yapıyoruz ve kime bağımlıyız?

Birkaç ay önce Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tarafından geliştirilen TAI Kaan için “yüzde yüz yerli ve milli” dedik.

Milletin göğsü kabardı.

Ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ağzından şu cümleyi duyduk: “ABD motorları vermiyor.”

Motoru dışarıya bağlı bir uçağa yüzde yüz yerli demek, milleti bilgilendirmek midir; yoksa moral enjeksiyonu yapmak mıdır?

Gerçek güç; broşürde değil, motorun içindedir.

Gerçek bağımsızlık; montaj hattında değil, kritik bileşende başlar.

1980’lerde de benzer bir tablo vardı.

“Yerli uçak yapıyoruz” deniyordu.

Oysa yapılan, F-16 Fighting Falcon uçaklarının lisans altında montajıydı.

Ama montajı “tam bağımsız üretim” diye sunarsanız, yarın ambargo geldiğinde gerçekle çarpışırsınız.

Bugün “Çelik Kubbe” söylemi de benzer bir algı alanı oluşturuyor.

İsrail’in Iron Dome sistemi örnek gösteriliyor, Türkiye’nin çok katmanlı hava savunma şemsiyesi kurduğu anlatılıyor.

Karadeniz üzerinden Türk hava sahasına giren bir kaçak İHA nasıl oluyor da iç bölgelere kadar ilerleyebiliyor?

Elmadağ’a, Çankırı’ya kadar gelen bir hava aracından bu “çelik kubbenin” haberi olmuyor mu?

Üstelik benzer ihlaller bir değil, üç kez yaşandı.

Savunma sanayii hamaset kaldırmaz.

Kritik parçalar kimden?

Yazılımın kontrolü kimde?

Motor nerede üretiliyor?

Ambargo gelirse kaç ay dayanırız?

Yapılmayan işi yapılmış gibi anlatmak, eksik projeyi tamamlanmış gibi sunmak; milleti güçlü yapmak değildir.

Bu, sadece geçici bir özgüven üretmektir.

Tarih bunun ağır bedellerini gösterdi.

Nazi Almanyası döneminde propaganda makinesi halka sürekli “Rusya cephesinde üstünüz” mesajı verdi.

Radyolar zafer anonsları yaptı.

Gazeteler ilerleme manşetleri attı.

Alman halkı savaşı kazandığına inandırıldı.

Ta ki Sovyet tankları Berlin’e girene kadar.

Gerçek, propagandayı ezerek şehre girdi.

Ve o gün algı duvarı çöktü.

Hiçbir ülke güçlü göründüğü için güçlü kalmaz.

Bugün de toplum şu cümlelerle besleniyor: “Merak etmeyin, biz çok güçlüyüz.”

“Kimse bize kafa tutamaz.”

Güçlü olmak başka şeydir, güçlü görünmek başka şey.

Gerçek milliyetçilik, milleti alkışla değil hakikatle beslemektir.

Gerçek özgüven, eksikleri gizlemek değil; onları tamamlamaktır.

Savunma sanayii bir tanıtım sektörü değildir.

Bu alan vitrinle değil altyapıyla ölçülür.

Biraz yaptıysak biraz demeliyiz.

Eksik varsa eksik demeliyiz.

Bağımlılık varsa kabul etmeliyiz.

Artık millet olarak kandırılmak istemiyoruz.

Millet olarak güçlü olmak istiyoruz.

Propagandalar geçicidir.

Ve biz, millet olarak artık alkış değil; hakikat istiyoruz.


© Milli Gazete