menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çapın yetmiyorsa hiçbir konuda, hatta dış politikada yorum yapmayacaksın abim

11 0
24.03.2026

Bazen bir gazetecinin birkaç gün arayla yazdığı iki farklı cümle, uzun analizlerden daha fazla şey anlatır.

Örneğin aynı kalemden şu ifadeyi okuyoruz: Çapın yetmiyorsa süper güçlere kafa tutmayacaksın abi. Çapına göre hareket edeceksin. Azıcık da rasyonel olacaksın.

Bu ifade, İran lideri üzerinden yapılan küçümseyici değerlendirmelerin yer aldığı bir yazıda kullanıldı.

Aradan çok kısa bir süre geçiyor.

Bu defa aynı kalemden şu başlık geliyor: “Açılın İran’ı öveceğim.”

Üstelik bu başlık, İran’ın İsrail’e karşı gerçekleştirdiği saldırılar sonrasında kaleme alınan bir yazının girişinde yer alıyor.

Gerçekler mi değişti?

Yoksa sadece güç dengesi mi değişti?

Bir gün “kaçış”, “inkâr”, “çapın yetmez” denilen bir aktör, ertesi gün “freni patlamış kamyon gibi ilerliyor” diye anlatılıyorsa burada analiz değil, yön değişimi vardır.

Daha dikkat çekici olan ise bu tür yorumların çoğu zaman sadece gazetecilerin bireysel kanaati olmamasıdır.

Çünkü Türkiye’de dış politika tartışmalarına baktığımızda çoğu zaman şu tablo ortaya çıkıyor:

Siyasiler ne diyorsa, gazeteciler de ona göre pozisyon alıyor.

Nitekim aynı dönemde yapılan bazı siyasi açıklamalar da bu yaklaşımın nasıl şekillendiğini açıkça gösteriyor.

Örneğin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın şu ifadeleri oldukça dikkat çekiciydi: “Sen ev ödevini yapıp, yeteneklerini geliştirmediysen İsrail ile, Amerika ile ağız dalaşına bile girmemen lazım.”

Bu sözler İran’a yönelik bir “devlet kapasitesi” eleştirisi olarak sunuldu.

Yine aynı süreçte Sayın Fidan’ın şu değerlendirmesi de kamuoyuna yansıdı: “İran, ABD’ye bir şey verseydi, İsrail’in baskısı işe yaramazdı.”

Bu cümle aslında bölgedeki güç ilişkilerinin nasıl okunduğunu gösteren önemli bir yaklaşımı ortaya koymaktadır.

Ve ne yazık ki bu tür siyasi değerlendirmeler yapıldığında, kısa süre sonra aynı çerçevenin medya diline de yansıdığını görüyoruz.

Bir gün küçümseyen yazılar, ertesi gün öven yazılar…

Çünkü pusula hakikat değil, güç dengesi oluyor.

Acı ama gerçek şu ki bugün İslam dünyasında önemli bir kesim artık haklıdan yana değil güçlüden yana saf tutuyor.

Güçlü kimse onun yanında duruluyor.

Mazlum kimse ondan uzak duruluyor.

Haklı kim diye bakılmıyor, kim güçlü diye bakılıyor.

Bir zamanlar ümmet bilinci vardı.

Bugün ise güç dengesi bilinci var.

Bir zamanlar adalet ölçüydü.

Bugün ise jeopolitik hesaplar ölçü oldu.

Bir zamanlar mazlumdan yana olmak onurdu.

Bugün mazlumdan yana olmak risk sayılıyor.

Gazze’de çocuklar ölürken sessiz kalanlar, Filistin’de şehirler yıkılırken dengeli cümleler kuranlar, Suriye parçalanırken tarafsız kalanlar bugün başka bir cephede güç dengesi değişince yön değiştirebiliyor.

Bu sadece bir yorum hatası değildir.

Bu bir ahlâk meselesidir.

Çünkü Müslüman’ın pusulası güç değildir.

Müslüman’ın pusulası adalettir.

“Çapın yetmiyorsa konuşma” demek kolaydır.

Ama asıl mesele çap değildir.

Asıl mesele hakikatin yanında duracak vicdanın olup olmadığıdır.

Hakikat güçlü olduğunda yanında durmak cesaret değildir.

Hakikat zayıfken yanında durmak cesarettir.

Bugün ne yazık ki bu asrın Müslümanlarının önemli bir kısmı güçlüden yana saf tutuyor, mazlumdan yana değil.

Oysa yaşanan süreçler bize şunu açıkça göstermiştir:

Ama hakikatin yanında duranlar değişmez.


© Milli Gazete