Bana ne demeyeceğiz, yoksa başımıza bela gelir
İstanbul'u alan ne güzel kumandan, ne güzel asker. Kim ermiş buna? Türkler, çok sağlammışız o zaman. Çok namuslu, çok çalışkan, çok güzel örflerimiz, âdetlerimiz, atasözlerimiz, deyimlerimiz, türkülerimiz bile ya ayete ya hadise uygun. Öyle bir milletmişiz biz. Allah da bizi, İstanbul'u ve neredeyse dünyayı fethettirecek hale getirmiş.
Benim size konuşmam farz-ı ayındır, çünkü hocayım. Siz de evliyseniz eşinize, ailenize, anneyseniz çocuklarınıza İslam’ın emirlerini emretmeniz farz-ı ayındır. Söyleyeceksiniz, hanıma örtün diyeceksiniz. Şimdi bakıyorum, sokakta karısı çırılçıplak, kocası yanında geziyor. Bu olmaz. Allah'ın emrini kocası karısına söyleyecek, ben de size bu ayetleri açıklayacağım. Siz de akrabaysanız, komşuysanız, apartmanda kavga çıkarmadan, münasip bir dille Müslüman kardeşinize "Bu haramdır" diye söyleyeceksiniz. Ümmet-i Muhammed'den olmanın şartı budur. "Bana ne" demeyeceğiz, yoksa başımıza bela gelir. Ümmet-i Muhammed'den olmak demek, dini öğreneceksin, yapacaksın, kardeşine de yaptıracaksın. Kavga çıkarmadan, uygun bir dille hepimizin görevi budur. Böyle olursa herkes düzelir.
“MUSTAFA HOCA SANA HİCRET SEVABI VERİLDİ”
Ben ırkçı değilim. Ama Arap ülkelerini de gezdim. Bizim Anadolu insanı bu yönden İslam âleminin en güzel insanıdır. Beni şikâyet ettiler FETÖ'cüler, Atatürk düşmanı bu filan diye. Sıkıyönetim komutanı beni sürdü Edirne’ye. Ama sonra telefon etti, yanılmışım hoca dedi ama ben emrimi geri almam, bu bana yeter dedim. Adapazarı'nda doçentken oradan üniversiteden Edirne’ye sürgün gittik. Adapazarı’nda vaaz ederken FETÖ’cülerin çocukları beni dinliyormuş. Beni dinleyince de yurttan kaçıyorlarmış. Tabii babaları da bana düşman olmuşlar. Şikâyetleri ondan. Şimdi tabii biz alışmışız, hocam bir yemek yiyelim, bir çay içelim derler, böyle alışmışız, insanız tabii biz hoca da olsak. Edirne'ye vardım, kimse hoş geldin demiyor, kimsin sen, niye geldin demiyor, insana çok ağır geliyor bu. Gece oteldeyim, içimden bir ses diyor ki; İzmir'de avukatlık yaptın zengin oldun, boşuna mı kürek çekeceksin, bırak hocalığı da avukatlık yap falan diyor içimdeki ses. Sabah namazına gittim, eski camiye, kimse yok. Edirne'de ihtilalden bir ay evvel müezzin, imam falan camide kimse yok. Çakır gözlü bir zayıf adam geldi. “Mustafa hoca Edirne'ye sürüldüm diye çok üzülüyorsun değil mi ama sana hicret sevabı verdiler” dedi. Havlucu Ahmet amcaydı bu sözleri söyleyen. 14 sene orada kaldık. Şimdi söylemek istediğim şu. Camide kimse yok. Selimiye tarihi cami olduğu için 3 tane imamı var, 5 tane müezzini var. Tarihi cami diye ama hiç cemaat yok.
HARAMI HİÇ SAKLAMADIM. HARAMSA HARAM, GÜNAHSA GÜNAH DEDİM
Yine üniversitede mühendis, mimarlık bölümünde hocayım. Talebeler benim hoca olduğumu öğrenmiş. Gece evime geliyorlar. 15-20 talebe. Oğlum gelmeyin diyorum aşağıda polis var çünkü. Sürgünüm ya, anlamıyor çocuk. Müftü geldi, evimin yakınındaki camide talebelerin sorduğu dini sorulara cevap vermem için beni görevlendirdi. Polis de görsün istedim, ihtilal yapmadığımı, ihtilalci olmadığımı görsün diye. Bir duyulmuş o zaman, doçent vaaz veriyor diye. Ertesi hafta cami doldu. Çok ağır laflar ettim. Dedim ki: "Selimiye'de, Osmanlı başkentinde her taraf içki satıyor, yedi tane pavyon var, camilerde kimse yok." Bu kadar ağır söylememe rağmen bana yine kızmadılar. "Buraya sığmıyoruz" dediler. Selimiye Camii’nde vaaz vermem için izin aldılar. On dört sene Selimiye'de konuştuk. Cami doluyordu. Hiç haramı saklamadım. Haramsa haram, günahsa günah dedim. Bizim mayamız elhamdülillah sağlam, halkımızın mayası böyle sağlam. On dört sene Selimiye'yi doldurduk. Paşalar da gelip dinliyordu. Hiç bağırıp çağırmıyorum, size konuştuğum gibi konuşuyorum. Hiç itiraz görmedim.
“BİZİM İNSANIMIZIN MAYASI TEMİZ”
Bizim hocalarımız haramı helal anlatsalar, yani bu Suriye'de yok, Mısır'da yok. Onlar bambaşka. Bizim insanımızın atalarımızdan gelen güzel bir mayası var. Böyle güzel bir şeyimiz var. Şimdi sen de arkadaş, bunları öğreneceksin. Bak ben görevimi yapıyorum. Öğrendikten sonra komşuna, akrabana kavga çıkarmadan bunları anlatacaksın. Sigara içme diyeceksin. Dört bin ilim adamı sigaranın müthiş zehir olduğunu söylüyor. Amerika'da söylediler, zehir olduğunu. Zehir içmek haramdır bütün kitaplarda. Eskiden kitaplarda mekruh yazıyordu. Mekruh yazdığı zaman sigaranın mahiyeti bilinmiyordu, etkisi bilinmiyordu. Yeni icat edilmişti, Amerika icat etmişti. Kesin delil olmadan haram denmez. Şimdi dört bin ilim adamı bunun müthiş zehir olduğunu söyledi. Artık ortada delil var. Sigara içme diyeceksin. Ondan sonra, "Açık gezme Ayşe Hanım" diyeceksin. Bu görevleri yaparsak, bizim insanımızın mayası temiz. Böyle münasebetli, güzel, uygun şekilde söylerseniz, Türkiye insanı birdenbire düzelir. Dedelerimiz gibi olur ve peygamberimizin övgüsüne layık oluruz. İstanbul'u alan ne güzel kumandan, ne güzel asker. Kim ermiş buna? Türkler çok sağlammışız o zaman. Çok namuslu, çok çalışkan, çok güzel örflerimiz, âdetlerimiz, atasözlerimiz, deyimlerimiz, türkülerimiz bile ya ayete ya hadise uygun. Öyle bir milletmişiz biz. Allah da bizi İstanbul'u, dünyayı neredeyse fethettirecek hale getirmiş. Kanuni zamanında o hale gelmişiz.
