menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Amerikan hülyası ve gerçekler!

6 0
yesterday

Çocukluğumuzda siyah beyaz TRT ekranlarında yayınlanan, siyah ırkın dramını ve trajedisini yansıtan bir dizi vardı: Kökler…

Afrika topraklarında yakalanıp köle olarak satılan, siyahi Kunta Kinte isimli bir mazlumun ailesine kavuşabilmesinin hazin öyküsünü anlatıyordu dizi. Aslında dizi yıllarca siyah ırkı kendilerine köle olarak gören, yıllarca beyaz ırkı kutsayıp siyah derili insanların üçüncü-beşinci sınıf insan olarak algılanmasına yol açan Amerikan emperyalizminin bir nevi günah çıkarma senaryosu gibiydi.

Herkesin düşlerini süsleyen, hayallerindeki özgürlükler ülkesi Amerika, aslında yıllarca siyah derili insanlara özgürlük vermemek için bin dereden su getirdi.

Toplu taşıma araçlarında siyah ırklı insanların oturacağı yerler bile farklı şekilde dizayn edilmişti. Amerikan katilliğinin sayısız siyahî kurbanlarından Malcom X (Malik El-Şahbaz)’ın çektikleri zulümlere karşı haykırdığı şu sözlere kulak kesilelim: “Hayır ben Amerikalı değilim. Ben Amerikancılığın mağduru olan yirmi iki milyon siyahtan birisiyim. İkiyüzlülüğün maskesinden başka bir şey olmayan demokrasinin mağduru olan yirmi iki milyon içinde bir ferdim. Bu nedenle ben burada durup size bir Amerikalı, bir vatansever, bayrağa selâm duran biri olarak hitap etmeyeceğim”

Bakmayın siz, geçtiğimiz dönemde siyah ırktan birisinin ABD’nin başkanı olarak seçilmesine… Aslında bu da yıllarca siyah ırka beşinci sınıf insan muamelesi yapanların bir nevi Amerika’yı “Çok demokratik, çok matah” bir ülke olarak gösterme niyetinden başka bir şey değildi.

Demokrasinin “D”sinin bile bulunmadığı Amerika’da siyah ırka karşı beyazların hala kafalarının arka tarafında ırkçı bir üstünlüklerinin olduğu, kendilerini siyahların üstünde gördükleri gerçeği hala bir tokat gibi yüzümüzde patlamaktadır. Maalesef bu hazin gerçek, geçtiğimiz yıllarda bir polisin siyahi bir vatandaşı dizleriyle bastırarak öldürmesiyle bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Yere yatırılan mazlum siyahinin, “Nefes alamıyorum” diye feryat etmesine rağmen, Amerikan polisi 10 dakika boyunca bu mazlumun ensesine basarak, onun feci şekilde ölümüne yol açtı. Ve, bu trajedi özgürlükler ülkesi Amerika’nın her köşesinde “Nefes alamıyorum” eylemleriyle, tam bir kaos ortamının oluşmasına, polis, güvenlik güçlerinin göstericilerle karşı karşıya gelmesine yol açtı. O dönemde küresel eşkıya ABD’nin Başkanı Donald Trump ise acayip garaip açıklamalar yapmış, oluşan kaos ortamının üstüne tuz biber serpmişti.

Bütün bu yaşananlar bizlere şunu göstermiştir: Herkesin hayallerini süsleyen, özgürlükler ülkesi diye yutturulan Amerika, “Evrensel İnsan Hakları”nın esamisinin bile okunmadığı, hiçbir kültürel ve sosyal değeri olmayan, birlikte yaşama kültüründen fersah fersah uzak amaçsız kitlelerden oluşmaktadır.

Amerika hülyası, egoist, hedonist, emperyalist bir damardan beslenen, kapitalizmin uç noktalarında yaşayan, gayesiz bir toplum hülyasıdır. Beyaz ırkın hem daim üstün, siyah ırkın her daim altta görüldüğü, ırkçılığın zihinlerden kazınamadığı, millet olma kültürünün olmadığı topluluk yığınlarıdır..

Bu ırkçı kafayı düzeltmeden, birlikte yaşama kültürünü getirmeden, saygıyı, sevgiyi, hoşgörüyü, merhameti toplumun kılcal damarlarına indiremedikten sonra ne yapsanız boş…Gerçek üstünlüğün ırklarda, tenlerde, makamda, malda-mülkte olmadığı gerçeğini zihinlere sokamadıktan sonra. Allah (c.c)’ünün ilahi prensiplerini, yani üstünlüğün sadece takvada olduğunu anlayamadıktan sonra…

“Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanıyıp sahip çıkmanız için milletlere, sülâlelere ayırdık. Şunu unutmayın ki Allah'ın nazarında en değerli, en üstün olanınız, takvâda en ileri olandır” (Hucurat Suresi- Ayet 13)


© Milli Gazete