Erbakan’ın Dış Politikası Neden Tasfiye Edildi?
Milli Görüş’ün merhum lideri Necmettin Erbakan’ın dış politika anlayışı, klasik diplomasi kalıplarının dışındaydı. O, meseleyi sadece devletler arası ilişkiler düzeyinde ele almadı. Dış politikayı bir medeniyet tercihi olarak okudu. Türkiye’nin hangi blokta duracağı değil, hangi değerlerle yürüyeceği sorusunu sordu. Bu soru basit değildi. Çünkü cevap, sadece dış dünyayı değil, içerideki güç dengelerini de etkiliyordu.
Erbakan’ın yaklaşımı temelde bağımsızlık fikrine dayanıyordu. Ekonomik bağımlılığın siyasal bağımsızlığı aşındırdığını savunuyordu. Küresel sistemle kurulan ilişkinin eşit olmadığını söylüyordu. Ona göre mesele Batı ile iyi geçinmek ya da sertleşmek değildi. Mesele, kendi eksenini kurabilmekti. Türkiye’nin başkasının tasarladığı bir düzenin parçası mı olacağı, yoksa kendi tasavvurunu mu inşa edeceği sorusuydu.
Bu yaklaşım doğal olarak alışılmış dengeleri sarstı. Çünkü Erbakan dış politikayı teknik bir uzmanlık alanı olarak değil, ahlaki ve siyasi bir tercih alanı olarak gördü. İslam dünyası ile kurduğu ilişki dili, D-8 gibi girişimleri ve Batı merkezli düzene yönelttiği eleştiriler sadece dış aktörleri değil, içerideki yerleşik çevreleri de rahatsız etti.
Bu yüzden “tasfiye” meselesi yalnızca bir hükümet değişikliği olarak okunamaz. Burada tartışılan şey bir kişinin siyasi kariyeri değil. Bir yön değişikliğinin engellenmesidir.
I. Eksen Değişikliği Teşebbüsü
Erbakan’ın dış politika çizgisi bir ton farkı değildi. Bir yön farkıydı. Türkiye’nin yerleşik eksenini tartışmaya açtı. Uzun yıllar boyunca Batı merkezli güvenlik anlayışı içinde şekillenen dış politika onun döneminde sorgulanmaya başladı. Türkiye mevcut düzenin pasif bir unsuru mu olacak, yoksa kendi istikametini mi çizecek? Bu soru Erbakan’ın da başını çok ağrıttı.
Bu yaklaşımın temelinde bağımsızlık fikri vardı. Erbakan’a göre ekonomik bağımlılık devam ettiği sürece siyasi bağımsızlık bir yanılsamadan ibaretti. Dış politika sadece askeri anlaşmalarla yürütülmezdi. Borçla, faizle ve küresel finans yapılarıyla kurulan ilişkiler de dış politikanın bir parçasıydı. Eğer bir ülke ekonomik kararlarını özgürce alamıyorsa, diplomatik kararlarını da özgürce alamazdı. Bu düşünce mevcut dengeyi zorladı.
D-8 girişimi bu arayışın en somut ifadesiydi. Bu oluşum yalnızca ekonomik işbirliği platformu değildi. Alternatif bir blok fikriydi. Türkiye’nin yönünü Batı’dan koparmak değil, tek yönlü bağımlılığı kırmak hedefleniyordu. Ancak bu hamle hem küresel güç merkezlerinde hem de içerideki statükoda ciddi bir tedirginlik yarattı. Çünkü yeni bir blok demek, eski dengelerin sarsılması demekti.
Burada mesele sadece uluslararası sistem değildi. Türkiye’nin iç yapısı da bu eksen değişikliğinden etkilenecekti. Yerleşik sermaye ilişkileri, bürokratik alışkanlıklar ve dış politika refleksleri bu yeni çizgiyle uyumlu değildi. Doğal olarak hocaya ayak uyduramadılar. Dolayısıyla dış politika üzerinden başlayan tartışma kısa sürede iç siyasetin merkezine taşındı. Tasfiye sürecinin arka planında bu gerilim vardı.
Erbakan’ın önerdiği model, küresel sistemle çatışmayı değil, eşit ilişki kurmayı savunuyordu. Ancak eşitlik talebi bile mevcut düzen için bir meydan........
