Maduro’suz Venezuela, Çin ve Rusya için ne ifade ediyor?
Venezuela’da Nicolas Maduro’nun kaçırılması, yalnızca bir rejim değişikliği değildir. Bu gelişme, küresel güç mücadelesinde enerji, hegemonya ve bağımlılık ilişkilerinin yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasıdır. Washington’un bu hamlesi, uzun süredir “çok kutuplu dünya” söylemiyle kendisini tahkim etmeye çalışan Çin ve Rusya açısından ciddi bir stratejik paradigma değişikliği anlamını da taşımaktadır.
Yıllardır Çin’in Venezuela’dan aldığı ucuz ve ağır petrol, Pekin’in hem sanayi çarklarını döndüren hem de ABD’ye olan enerji bağımlılığını sınırlayan önemli bir unsurdu. Bu petrol, klasik ticaretin ötesinde, kredi-petrol takası üzerinden yürüyen ve Çin’e uzun vadeli avantaj sağlayan bir modeldi. Ancak Maduro’nun devre dışı kalmasıyla birlikte bu denklem çöktü. Venezuela petrolü artık Washington’un denetiminde yeniden pazara açılmakta, Çin ise enerji güvenliği açısından yeni risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu noktada ironik bir tablo ortaya çıkmaktadır: Yıllardır “Moskova Çin’e muhtaç” denirken, bugün Pekin’in Rusya’ya enerji açısından daha fazla yaslanmak zorunda kalacağı bir sürece girilmektedir.
Rusya açısından Venezuela’nın kaybı, askeri veya ekonomik olmaktan ziyade jeopolitik bir itibar kaybıdır. Moskova, Karakas’ı uzun süre Washington’a karşı sembolik bir direniş noktası olarak kullandı. Ancak Ukrayna savaşıyla birlikte askeri ve ekonomik kapasitesini büyük ölçüde bu cepheye yoğunlaştıran Rusya,........
