Sayılar Kazanıyor, Peki Oyun?
Bir basketbol maçını bugün Michael Jordan'ın son şampiyonluğunu kazandığı 1998 yılıyla yan yana koysanız, aynı sporun oynandığına inanmakta zorlanabilirsiniz. Oyuncular daha hızlı, saha daha genişmiş gibi görünüyor, üç sayı çizgisinin gerisi eskisinden çok daha kalabalık. Orta mesafe ise neredeyse terk edilmiş bir mahalle gibi.
Oysa değişen yalnızca oyuncular değil. Oyunun kendisi değişti. Daha doğrusu, oyuna bakışımız değişti. MIT Press tarafından yayımlanan Harvard Data Science Review Podcast'inde Carnegie Mellon Üniversitesi'nden spor analitiği uzmanı Brian McDonald ile ESPN analisti Kirk Goldsberry'nin sohbeti tam da bu dönüşümün izini sürüyor. Konu aslında basketbol ya da beyzbol değil. Konu, sayılarla kurduğumuz yeni ilişki.
Bir zamanlar spor istatistikleri, maç bittikten sonra gazetelerin arka sayfasında karşımıza çıkan rakamlardı. Bugün ise istatistikler maç başlamadan oyunun kaderini belirliyor. Oyuncuların attığı her adım, topa her dokunuşu, topsuz yaptığı her koşu, saniyede onlarca kez kaydediliyor. Artık yalnızca "kaç sayı attı?" sorusu değil, "o sayıyı üretirken sahadaki beş oyuncunun geometrisi nasıldı?" sorusu da cevaplanabiliyor. Bu, sporun veriyle yeniden yazılan hikâyesi.
Goldsberry'nin yıllar önce NBA şut haritaları üzerine yaptığı çalışma bugün artık neredeyse basketbolun temel derslerinden biri kabul ediliyor. Haritalar çok basit ama çarpıcı bir gerçeği gösteriyordu: En değerli şutlar ya potanın hemen dibinden ya da üç sayı çizgisinin gerisinden geliyor. Aradaki geniş orta mesafe ise romantik ama verimsiz bir bölge. Basketbol bunu ciddiye aldı.
Öyle ciddiye aldı ki yalnızca taktikler değil, oyuncu profilleri bile........
