menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gürültü Çemberi

30 0
06.09.2026

Çağımızın insanını gözlemlerken sıklıkla kendimizi tanıdık bir çelişkinin içinde buluyoruz: Hiç olmadığı kadar ekranlarda, gürültünün merkezinde ve ağların içinde; ancak bir o kadar da göz önünde ama görünmez, sesli ama sessiz. Günümüz insanı sürekli bir sahnede, her konuda söyleyecek bir sözü var, ceplerinde kütüphaneler dolusu bilgi taşıyor. Fakat sahne ışıkları çekilip gürültü dindiğinde geriye sığ bir tortu kalıyor: Çok görünür ama az derin, çok konuşan ama az düşünen, çok bilen ama az anlayan bir insan tipi.

Bu dönüşüm bir gecede yaşanmadığı gibi, sadece bireysel tercihlerimizin bir sonucu da değil. İçinde yaşadığımız teknolojik, sosyolojik ve kültürel ekosistemin doğrudan bir ürünü. Eskiden var olmak, hissedilmekle ve özgün bir yaşam sürmekle ilişkilendirilirdi. Bugün ise var olmak, görünür olmakla eşdeğer tutuluyor. Sosyal medya mecraları, bireyi sürekli "performans sergileyen" bir aktöre dönüştürdü. Yediğimiz yemekten okuduğumuz kitaba, gittiğimiz tatilden hissettiğimiz üzüntüye kadar her şey sergilenmek, dijital vitrine konulmak üzere kurgulanıyor.

Ancak bir şeyin vitrine çıkarılması, onun içselleştirildiği anlamına gelmez. Hatta tam aksine; bir deneyimi sürekli başkalarının gözüne sunma çabası, o deneyimin özünü tüketir. Doğada bir ağacın kökleri ne kadar derindeyse, rüzgâra o kadar dirençlidir. Ancak günümüz insanı kök salmakla değil, yapraklarını mümkün olduğunca geniş bir alana sergilemekle ilgileniyor. Dışarıya dönük bu aşırı odaklanma, iç dünyayı çoraklaştırıyor. Birey, "Ben kimim?" sorusunu kendi iç sesine değil, gönderisine gelen beğenilerin, izlenme sayılarının ve yorumların istatistiğine soruyor. Derinlik zaman, sessizlik ve........

© Milli Gazete