Fas kazanırsa kim kazanmış olacak?
Dünya Kupası yalnızca sahada oynanan futbolla kazanılmaz. Tarih, siyaset, ekonomi, göç hareketleri ve toplumsal dönüşümler de kupanın görünmeyen aktörleridir. Geçmişten bugüne birçok şampiyonluğun arka planına baktığımızda bunu görmek mümkündür. 2022'de Fas yarı finale yükseldiğinde dünyanın büyük bölümü bunu romantik bir sürpriz olarak yorumladı. Oysa ortada tesadüf değil, yıllardır biriken sosyolojik ve siyasal bir dönüşüm vardı. Eğer Fas bugün 2026 Dünya Kupası'nda yeniden dünyanın en iyileri arasındaysa, artık "sürpriz" sözcüğü açıklayıcı olmaktan çıkmıştır.
Çünkü Fas yalnızca iyi futbol oynayan bir takım değil; aynı zamanda yeni dünyanın nasıl şekillendiğini gösteren güçlü bir örnek. Dört yıl önce Achraf Hakimi'nin annesinin Madrid'de ev temizliğine gitmesi, babasının seyyar satıcılık yapması üzerine çok şey yazıldı. Bugün ise o hikâyenin ikinci perdesini izliyoruz. Fas Milli Takımı'nın önemli bir bölümü Avrupa'da doğmuş, Avrupa akademilerinde yetişmiş; ancak ailesinin köklerine bağlı kalarak Fas formasını seçmiş oyunculardan oluşuyor.
Bu yalnızca sportif bir tercih değil; küresel göçün ikinci ve üçüncü kuşaklarının kimlik tercihi. Uzun yıllar boyunca Avrupa ülkeleri göçü büyük ölçüde emek piyasasının ihtiyacı olarak değerlendirdi. Bugün ise o ailelerin çocukları Avrupa'nın en gelişmiş altyapılarında yetişiyor ve bu birikimi yalnızca yaşadıkları ülkelere değil, köken ülkelerine de taşıyor. Avrupa, insan sermayesi üretmeye devam ederken bunun sembolik karşılığını artık tek başına alamıyor. Fas, bu dönüşümün en görünür örneklerinden biri.
Dünya Kupası'nın çeyrek finaline baktığınızda artık yalnızca milli takımları değil, göç rotalarını da görüyorsunuz. Paris banliyöleri, Madrid'in işçi mahalleleri, Brüksel'in çok kültürlü semtleri, Amsterdam ve Rotterdam'ın göçmen mahalleleri... Bu mahallelerde........
