Bir muhasebe olarak İslamcılık
İslamcılık üzerine yapılan tartışmalar uzun zamandır aynı dairenin içinde dönüp duruyor. Bir tarafta onu yalnızca siyasal iktidar arayışına indirgeyenler, diğer tarafta bu indirgemeye itiraz ederek kavramın tarihini ve fikrî çerçevesini yeniden anlatmaya çalışanlar var. Tartışma büyüyor; fakat derinleşmiyor. Çünkü mesele çoğu zaman İslamcılığın ne olduğu değil, ona hangi sıfatların yakıştırılacağı üzerinden yürütülüyor. Oysa bugün üzerinde durulması gereken esas soru farklıdır: w
Bir düşüncenin doğruluğu yalnızca kavramsal tutarlılığıyla ölçülemez. Onu doğrulayan veya zayıflatan, hayatın içinde ürettiği karşılıktır. Eğer bir fikir sürekli kendisini açıklamak zorunda kalıyorsa, burada sadece onu yanlış anlayanların değil, o fikrin taşıyıcılarının da üzerinde düşünmesi gereken bir durum vardır. Çünkü yaşayan fikirler, önce hayata dönüşür; sonra kavrama. Adaleti, merhameti ya da emaneti uzun tariflerle değil, onları temsil eden insanlar üzerinden tanırız. Fikirler de böyledir.
İslamcılık, ortaya çıktığı dönemde yalnızca siyasete ilişkin bir teklif değildi. Her şeyden önce bir medeniyet muhasebesiydi. Müslüman toplumların askerî yenilgileri kadar ahlaki, fikrî ve kurumsal çözülmelerini de anlamaya çalışan; bu çözülmeye karşı yeniden inşa iradesi geliştiren bir arayıştı. Bu nedenle ilk dönem metinlerinde siyaset kadar eğitim, ilim, ahlak, şehir, iktisat ve kültür de konuşuluyordu. Islah fikri önce insanı, sonra toplumu, en sonunda devleti hedefliyordu.
Bugün ise bu bütünlüğü büyük ölçüde kaybetmiş görünüyoruz. İslamcılık denildiğinde akla ilk olarak siyaset geliyor. Oysa bir medeniyet tasavvuru siyasetle başlamaz. İnsan yetiştirmeden, ahlak üretmeden, şehir kurmadan, estetik inşa etmeden ve gündelik hayatı dönüştürmeden siyasetin tek başına kurucu bir işlev üstlenmesi mümkün değildir. Siyaset, daha büyük bir fikrin araçlarından biridir; kendisi o fikrin yerine geçtiğinde ise ister istemez mevcut düzenin diliyle konuşmaya başlar. Belki de bugün üzerinde en çok durulması gereken mesele tam da budur.
Son yarım asır boyunca İslamcılık üzerine yapılan tartışmaların önemli bir kısmı, onu dışarıdan yöneltilen ithamlara karşı savunmaya ayrıldı. Modernizmle özdeşleştirildi, şiddetle yan yana anıldı, yalnızca iktidar arayışından ibaret........
