menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“Yurdumsun ey uçurum!”

8 0
yesterday

“Belki de biraz geç rastladım sana /

Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza /

1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi /

Eksikliğe mi alışmışız, mutsuzluğa mı yoksa /

Ne demiş uçurumda açan çiçek /

Yurdumsun ey uçurum.”

Her şeyin kirlendiği, her şeyin giderek daha içinden çıkılmaz bir hâle geldiği bir zamanda yaşıyoruz. Sadece hayatın kendisi değil; umutlarımız, hayallerimiz, ideallerimiz, hatta bir zamanlar bizi birbirimize bağlayan kelimeler bile kirlendi. İddialarımızdan vurulmayı geçtim, bazen bulunduğumuz yerin altı yarılsa da içine girsek dedirtecek bir hâlin içinde yaşıyor ve bütün bu karanlığı giderek normalleştiriyoruz. Hayat ne? Yaşamak ne? Gerçekten neyin peşindeyiz diye sorsak, vereceğimiz cevapların yüzümüze karşı bir utanç gibi durmasından korkuyorum. Hikâyemiz yarım bile kalmadı artık; eksildi. Ve belki bir gün tamamlanacak olsa bile, o tamamlanmış hâlini görmeye bizim ömrümüz yetmeyecek.

Bütün bunları söylerken aklıma özellikle son yıllarda İslamcıların ve mütedeyyin insanların yaşadığı dönüşüm geliyor. Bir zamanlar yoksunluklarıyla, imkânsızlıklarıyla, dışlanmışlıklarıyla ve inançlarından aldıkları güçle bir başka hayatın mümkün olduğunu söyleyen insanların önemli bir kısmı, bugün o hayatın mümkün olduğunu göstermek yerine mevcut hayatın nimetlerinden kendilerine bir yer açmanın telaşına düştüler. Özellikle krizlerin,........

© Milli Gazete