Toplumun temelleri çatırdarken kurtuluş reçetesi nerede?
Son günlerde manşetlere yansıyan, yüreklerimizi dağlayan hadiseler gösteriyor ki; toplumumuz sadece ekonomik bir darboğazdan değil, asıl büyük tehlike olan temelden bir sarsıntıdan geçiyor. Gazetelerin üçüncü sayfaları, ekranların haber bültenleri artık sadece birer asayiş notu değil, "aile" mefhumunun nasıl çürüdüğünün birer belgesi niteliğinde.
Düşünün ki; henüz hayatın baharında, "bebe" denilecek yaştaki çocuklar ellerine silah alıp akranlarının canına kastediyor. Bu, bir cinnet halidir. Peki, bu noktaya nasıl geldik?
Bizim inancımıza ve kültürümüze göre eğitim ailede başlar. Sokakta gördüğümüz yozlaşma, evdeki ihmalin bir yansımasıdır. Bugün 18 yaşından küçük bir çocuk suç işliyorsa, o tetiği çeken parmaktan ziyade, o çocuğu o zihniyetle baş başa bırakan anne ve baba mesuldür.
Eğer adaleti tesis edeceksek, mahkemeler suç işleyen çocukların yerine bu ebeveynleri yargılamalıdır. Hatta öyle ki, en ağır cezalar onlara verilmelidir. Soruyorum size:
Bir evde adeta bir silah deposu neden bulundurulur?
Bir baba, evladına sevgi ve merhamet aşılayacağına neden atış talimatları verir?
İşin daha acı tarafı ise şudur: Bu zihniyet, yeri geldiğinde vatan borcu olan askerliğe gelince "bedel" ödeyip kaçan, ama evinde şiddet kültürü besleyen bir güruhun yansımasıdır.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşananlar birer polisiye olay, birer terör meselesidir. Hal böyleyken, sadece Milli Eğitim Bakanı’nı günah keçisi ilan edip istifaya çağırmak, asıl yaranın derinliğini görmemek demektir. Evet, iktidarın bu noktada vebali büyüktür; ancak mesele sadece bir bakanlığın omuzlarına yüklenecek kadar hafif değildir.
Bu çürümüşlük ne son birkaç yılın ne de 24 yılın mahsulüdür. Kökleri daha eskiye dayanır; fakat kabul etmek gerekir ki, bu dönemde bu vahim hadiseler katlanarak artmıştır. Toplumu bu noktaya getiren en büyük etken ahlaki çöküştür. Sanal mecraların manevi değerlerimizi silip süpürmesi, "çağdaşlık" maskesi altında seküler bir din anlayışının pompalanması, bizi biz yapan maneviyattan koparmıştır.
Peki, bu karanlık tablodan çıkış yok mu? Elbette var. Çare; Adil Düzeni inşa edecek kadroların iş başına gelmesidir.
Geçtiğimiz pazar günü Millî Görüş’ün "Türkiye Divanı" adı altında gerçekleştirdiği o görkemli buluşma, sadece bir toplantı değil, bir şahlanışın habercisiydi. Genel Başkan’ın verdiği mesajlar, aslında bu ülkenin kurtuluş reçetesidir. Ekonomide yoksulu sürüm sürüm süründüren bu bozuk çark, sosyal hayatımızı da bitirme noktasına getirmiştir.
Milletimiz artık gözündeki perdeyi kaldırmalıdır. Ekonomik dar boğazdan toplumsal cinnet hallerine kadar yaşadığımız her sıkıntı, sistemin tıkandığının kanıtıdır. Üstadın o meşhur dizelerinde haykırdığı gibi:
"Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!" demenin zamanı gelmiş de geçmektedir. Hak ve hakikati görmenin, köhnemiş düzen yerine adil olanı talep etmenin vakti bugündür. Toplumun temel direği olan aileyi ve ahlakı yeniden inşa etmeden ne terör biter ne de bu asayişsizlik. Reçete bellidir; yeter ki milletimiz o kutlu iradeyi ortaya koysun, vesselam…
