İstanbul ve Ankara RP’nin Erbakan Hoca’ya karşı Fethullah Hoca
Refah Partisi, İstanbul’da Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ankara’da Melih Gökçek'in adaylığını açıkladı. Melih Gökçek'in ANAP ve MHP tabanına etkisi olduğu biliniyordu. Recep Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek, seçim öncesi yaptıkları konuşmalarla, propagandalarla dikkatleri üzerlerine çektiler. Her ikisi de genç, girişimci ve enerjik yapıya sahipti.
Erbakan'ın, Recep Tayyip Erdoğan ve Melih Gökçek'in performansları, Tansu Çiller'li pembe dünyayı dağıtıyordu. RP seçimi kazanacak gibi görünüyordu. Yapılan anketlerde de bu durum açıkça ortadaydı. Çoğu ilde RP birinci olacak gibiydi, Ankara ve İstanbul'da da RP hayli etkindi.
İstanbul'da SHP Zülfü Livaneli'yi, ANAP İlhan Kesici'yi, DYP de eski ANAP'lı belediye başkanı Bedrettin Dalan'ı aday göstermişti. Bu ağır topların yanında Recep Tayyip Erdoğan'a şans tanınmıyordu. Medya RP dışındaki adaylara ağırlık verince, RP'nin gerilediği imajı oluştu.
Gazete ve televizyonlar RP'li bir belediye başkanına karşı olduklarını açıkça gösteriyordu. Basına göre Ankara'da RP'nin kazanması imkânsızdı ama İstanbul'da düşükte olsa bir ihtimaldi. Bu yüzden bu ihtimalin gerçekleşmemesi için Hürriyet, Sabah, Milliyet, Cumhuriyet gibi gazeteler “Şikayet etme oy kullan!..” kampanyaları açtılar. Hatta RP dışındaki partilerin ortak aday çıkarmasını tavsiye ettiler. ANAP ve DYP'nin ortak aday çıkarması için epey yayın yaptılar ama Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller birbirlerine düşman olmuşlardı.
Bunun yan ısıra RP'li adayların gözden düşürülmesi için abartılı yayınlar yapıldı. RP'li adayların gerici oldukları sıklıkla vurgulandı. Bazıları bu vurgulamayı saldırıya dönüştürdü.
Bir televizyon kanalı Recep Tayyip Erdoğan'ın dört villası olduğu iddiasını ortaya atınca, bütün televizyon ve gazeteler bu konuyu işledi. Bu haber, “Sakın RP'ye oy vermeyin” kampanyası şekline büründü. Aynı medya diğer adayları göklere çıkarıyordu, hatta Güneri Cıvaoğlu, SHP adayı Zülfü Livaneli’ye “Anketlerde açık ara birincisiniz, size şimdiden Başkanım diye hitap edebiliriz” diyordu.
Bu farklı tutum hem RP'yi halkın gözünde mağdur duruma düşürdü, hem de RP'nin “Biz ve onlar” teorisini güçlendirdi. Medyanın bu tutuöu sadece tarikat ve cemaatleri değil, dinle az çok ilgisi olan geniş bir kesimi RP'nin yanına yöneltti. Böyle bir duyarlılığı olmayanlardan da, “haksızlığa uğrayan” RP'nin yanında yer alma ihtiyacını duyanlar oldu.
Fethullah Gülen RP’ye karşı
Başbakan Tansu Çiller, bölücülüğe ve irticaya karşı savaş açmıştı. Ama, dindar çevrelerin güçlü olduğunu ilk kez bu dönemde anladı. Bir şeyi daha anlamıştı: RP dışında da bir İslami cephe vardı ve bunlar RP'ye karşı mesafeliydi. Başını da Fethullah Gülen çekiyordu.
RP'’yi Atatürk ve laiklik adına eleştirmek ve hücum etmek ters tepen bir yoldu. Ama Erbakan hocaya karşı bir başka hoca çıkarmak belki daha uygundu.
Erbakan karşıtı iyi bir hocanın tavır koyması, RP'nin yükselişini kırabilecekti. Ama bu hoca kamuoyunca tanınan, samimi Müslüman olduğu bilinen, kimsenin itiraz edemeyeceği birisi olmalıydı. Aranan hoca, Fethullah Gülen'di. Fethullah Hoca'nın hem cemaati vardı, hem İslamcı çevrelerin saygı gösterdiği etkili bir isimdi.
Çiller Hükümeti Fethullah Gülen ve cemaatine yakınlaştı. Görüşmeler........
