menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Erbakan’ın gizli ev toplantıları Demirel’in memleketinde yol ayrımı

10 0
30.01.2026

12 Eylül yöneticileri Anayasa’ya Evet oyu verilmesi için yoğun propagandaya girmiş, aynı zamanda basın üzerinde baskı uygulamaya başlamıştı. Hayır oyunun rengi Mavi renkten bahsedilmesini bile istemiyorlardı. Mavi biletten bahseden bir haber yayınlayan Cumhuriyet gazetesi, ertesi günü o haberi tekzip eden bir metni yayınlamak zorunda kalmıştı.

“Gözlerimin rengi ne?” diye soran sevgilisine, beş altı kare sonra delikanlının Mavi diyebildiği karikatür için yine Cumhuriyet gazetesi uyarılmıştı.

Toplumun çoğunun Evet oyu vereceği ortadayken bile, mavi renkten ima ile söz edilmesini istemiyordu askeri yönetim. Mavi renk neredeyse yasaklanacaktı.

Ülkenin her yerinde askerler, polisler, kaymakamlar, belediye başkanları, muhtarlar, okul müdürleri bile anayasaya evet denilmesi için seferber olmuşlardı.

İstiklal mahkemelerinde binlerce masum insanın kanına giren Kel Ali’nin damadı Emin Paksüt, konseye danışman olunca, “meydanlar temizlenmeli” diyerek meydana çıktı ve yalnızca siyasi kimlik taşıyanları değil, sadece gazeteleri ve dergileri değil, anayasaya muhalefet edileceğinden şüphelendiği her hür teşebbüsü devlet gücünü kullanarak susturdu.

Oylamaya yakın günlerde evinin balkonunu maviye boyayan vatandaştan, kazara mavi gömlek giyip sokağa çıkan insana varıncaya kadar herkes anayasa aleyhinde propaganda yapmak ithamıyla karakollarda sorguya çekildi. Bazı yerlerde Hayır oyunu vereceğini açıkça söyleyenler dayak yedi, kimisi hapsedildi.

Siyasi partiler Hayır oyunun verilmesi için taraftarlarına güvendikleri kişiler aracılığıyla haber gönderiyordu. Demirel Güniz Sokakta ziyaretine gelenlere bu talimatı veriyordu. Erbakan da gizli ev toplantılarında yakınlarına Hayır denmesi gerektiğini söylüyor, Evet oyu vermenin vebal olduğunu belirtiyordu.

En büyük baskıyı cemaatler ve tarikatlar görüyordu. Askeri yönetimin ürküten korku Hayır oylarının yüksek çıkmasıydı. Böyle bir sonucun Avrupa’da eleştirilere yol açacağını, ülkede de otoritelerinin sarsılacağını hesap ediyorlar, kötü bir sürprizle karşılaşmamak için ellerindeki bütün imkânları, kozları kullanıyorlardı.

Bir yandan dine müsahamalı görünürken, diğer yandan aba altından sopa göstererek, bazen açık, bazen gizli tehditlerle işi sıkı tutuyorlardı.

İlk kez bu darbe Nurculara ağır hasar veriyor

27 Mayıs, 12 Mart darbelerinde fazla yara almayan, vartaları bir şekilde atlatan, hatta kenetlenen Yeni Asya cemaati, 12 Eylül darbesinde ağır hasar almanın eşiğine gelmişti. Cemaatin yarısından çoğu Mehmet Kırkıncı’nın ön ayak olduğu safa geçmiş, saff-ı evvel diye tabir edilen Bediüzzaman’ın en yakınında hizmette bulunan ağabeylerin büyük kısmı da Yeni Asya’nın karşısındaki safta yer almıştı.

12 Eylülcülerin dindarlara müsamahalı görüntüsü, dönemin en büyük cemaati sayılan Yeni Asya’yı maddi manevi sıkıntıya sokuyordu. Himmetlerin dağılması, Anadolu’dan gelen yardım akışının azalması maddi açıdan büyük zorluk yaşatır ve zayıflatırken, karşı safa geçenler bulundukları mahallerde güçleniyordu. Şimdi en büyük ayrışma meselesi, darbecilerin hazırlattığı anayasaya karşı tutumdu.

Kırkıncı cemaatinin öne sürdüğü gerekçeler, cemaat mensupları tarafından makul karşılanıyordu. “Biz de darbeye karşıyız ama ne yapalım olan oldu, eski liderler yok artık, bunlar madem ki müsamaha gösteriyorlar karşı durmanın manası yok, hizmetleri sürdürelim” anlayışı ağır basan bir görüştü. “Elbette darbeyi yapanlar Anayasaya’ya evet dememizi bekliyorlar, biz düşen de Evet demektir. Hayır dersek ne olacağını bilemeyiz, ipler onların elinde. Evet diyelim, yolumuza bakalım.”

Yeni Asyacılar “Direnen bir tek biz kaldık” duygusunu yaşarken, ayrışmanın kökenini tartışıyorlardı. Mehmet Kutlular Yeni Nesil’in Yenibosna’daki binanın ve matbaanın açılışına katılan Mustafa Sungur’un gelmesine sevinmiş ve daha sonra Kırkıncı Hoca grubunun yaptıklarından dert yanmıştı.

Mustafa Sungur:

“Siz darbeye karşı çıkın ama bu hareketiniz cemaat bünyesinde ihtilafa sebep olmasın” dedi.

“Hoca ile aramızdaki mesele sadece ihtilale karşı ol ya da olma meselesi değil” diye konuştu Kutlular.

“Başka ne var peki?”

“Kırkıncı Hoca da, tıpkı Fethullah Hoca gibi ayrı bir hizmet tarzı teşekkül ettirmeye çalışıyor.”

“Varsın yapsın. O yaptı da ne zararı oldu?”

“Fethullah Hoca cemaatin dışında kalarak yapmıştı.........

© Milli Gazete