Psikoloji bilimi psikolojimizi mi bozuyor?
“Psikolojinin felsefeden ayrılarak pozitif bir bilim dalı haline gelmesi, Wilhelm Wundt tarafından Almanya'daki Leipzig Üniversitesi'nde dünyanın ilk psikoloji laboratuvarının kurulmasıyla kabul edilir.” (1879) Klasik bir sözelci anlayış ile soruyorum. 1879 öncesinde yaşayan insanları tedavi edecek bir bilim dalları olmadığı için tamamının psikolojisi bozuk muydu? Yoksa Şanlıurfa’da koronavirüs oranının düşük çıkması gibi test yapılmadığı için insanlar hastalıklarının farkında değiller miydi?
Modern bilim denen necaset… İnsanı tanrı, tanrıyı insan gibi gören ruh hastalarının ürettiği, temeli “insanın duyu organları ile deneyimleyemediği şey yoktur” sapıklığına dayanan saçma sapan gayrı İslami bir zemindir. Katolik Hristiyanların insanlığa zulmettiği orta çağ ve sonrası dönemlerde, Katolik olmayan hatta seküler sayılabilecek Hristiyanların ve Yahudilerin sorun olarak “din” mefhumunu işaret etmeleri ile başlayan bir süreç… Katolikler, skolastik düşünceyi yaymak için üniversiteleri kullanır. Bologno, Oxford, Sorbonne, Salamanca üniversiteleri gibi… Karşıt seküler zihne sahip olanlar bu üniversitelerin karşısına akademileri kurar ve sidik yarışı başlar. Bu duruma Cosimo Medici’nin 1442 yılında Floransa’da kurduğu Accademia Platonica, 1517 yılında Martin Luther’in öncülük yaptığı Reform Hareketi, 1662’de, İngiltere’de kurulan Royal Society, 1666’da Fransa’da kurulan Academiedes Sciences, 1700’de Berlin, 1724’de St. Petersburg’da kurulan akademiler örnek gösterilebilir. Bu süreci Katolik Hristiyanlar ile mücadele etmek için tüm dinlere savaş açmayı marifet sayan modernistler kazanır. Skolastik düşüncenin tamamen gücünü yitirmesi Fransız ihtilaline dayandırılmaktadır. Bir sonraki aşamada ise Wilhelm Von Humboldt’un, Berlin Üniversitesi’nde geliştirdiği, eğitimi ve araştırmayı bütünleştiren üniversite modeli ile akademiler ve üniversiteler karşıt kuruluşlar konumundan çıkartılarak, birbirini tamamlayan bütüncül bir model haline dönüşmüştür.
Sonrası malum… O delilerin kuyuya attığı taşı, yüzyıllardır koca bir ümmet ve diğer halklar olarak çıkaramıyoruz. Osmanlı’nın son dönemleri dahil ülkemizin kuruluşundan günümüze kadar süregelen dinsiz, imansız, Allah’sız akademik sisteme ram olma halimiz devam ediyor. Akademinin emrettiği gibi kendimizi kâinatın merkezine koyuyoruz. Kendi tanımladığımız şeyleri, kanun sayıyor. Ardımızdan gelenlerin de yeni şeyler tanımlayıp kanunlaştırmasını istiyoruz. Sonra kanunların ve ünvan sırasına göre kanun koyucuların........
