Hükmü Sahibine İade Etmek!
Ölüm, insanın sözünün bittiği, hükmün yalnızca mutlak sahibine geçtiği o sarsılmaz eşiktir. Bu eşiğin berisinde kalan bizler, çoğu zaman gördüklerimizin, duyduklarımızın ve kendi kısıtlı idrakimizin esiri olarak o eşiğin ötesine dair söz söyleme cüretini gösteririz. Oysa İslam düşüncesinin kurucu zihinlerinden İmam Ebu Hanife’nin tarihe kazınan o meşhur kıssada sergilediği duruş, insanın kâinattaki yerini ve haddini bildiren muazzam bir ontolojik ihtardır.
Rivayet odur ki; bir adam, içki kadehinin başında günahıyla baş başayken son nefesini verir. Aynı vakitlerde, haram bir ilişkinin yükünü ruhunda taşıyamayan bir kadın da hayatına kıyar. Kaderin sessiz hükmü, bu iki cenazeyi aynı caminin avlusunda buluşturur. Cemaatin fısıltıları arasında oradakilerden biri, o bitmek bilmez yargılama arzusuyla İmam Ebu Hanife’ye yönelir ve sorar: “Ey İmam! Bunların akıbeti nedir; cennet mi, cehennem mi?”
Soruyu soranın beklediği bellidir; azap ayetlerinin sıralanması ve hükmün o avluda anında kesilmesi... Zira topluma ve zahire göre içki büyük bir günah, nefse kıymak ise ilahi tehdidin gölgesinde affı zor bir cürümdür. Dil, kınamak için hazırdır. Fakat Ebu Hanife, insanın kader defterini okumaya yetkili olmadığını, cennetle cehennemin anahtarının kulun elinde bulunmadığını bilecek kadar kâmil bir idrake sahiptir. Fıkhın keskin kılıcını çekmek yerine, kendini hükmün değil teslimiyetin makamında tutar ve asırları aşıp gelen şu muazzam cevabı........
