menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazze'nin "Ekmeğini" Yiyenler!

19 0
17.08.2026

Bazı felaketler yalnızca öldürmez; insanın hakikat karşısındaki yerini de açığa çıkarır.

Gazze, çağımızda böyle bir imtihana dönüştü.

Bir tarafta evleri, aileleri, çocukları, gelecekleri vahşice ellerinden alınan insanlar; diğer tarafta onların acısı üzerinden konuşan, görünürlük kazanan, itibar devşiren, siyasi mevzi tahkim eden, ticari kazanç sağlayan yahut kendi vicdanını sergileyen kalabalıklar var.

Bu sebeple bugün üzerinde durulması gereken mesele yalnızca “Gazze için kim ne söyledi?” değildir.

Daha ağır bir soru sormak gerekir:

“Gazze kimlerin yarası, kimlerin sermayesi oldu?”

Çünkü bir mazlumun acısından haberdar olmak başka, onun acısını kendine basamak yapmak başkadır.

İslam inanıcında mazlum, kullanılacak bir nesne değildir. Mazlumun hakkını savunmak, insanın kendisini göstereceği bir sahne değil; bilakis nefsini geri çekeceği bir kulluk alanıdır. Kur’an’ın adalet çağrısı tam da burada insanı zorlar: Adalet, yalnızca sevdiğimiz insanlara karşı merhamet göstermek değil, kendi çıkarımızı, öfkemizi ve aidiyetimizi aşarak hakkın yanında durabilmektir. “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyruğu, Müslüman ahlâkının en çetin ölçülerinden biridir.

Fakat çağımızda hakikat bile pazarlanabilir hâle geldi.

Gazze’nin görüntüleri milyonlarca kez izlendi. Yıkılmış evler, kan içindeki çocuklar, enkaz başındaki anneler, sakat bırakılan insanlar, cenaze taşıyan babalar dünyanın ekranlarına düştü, düşmeye de devam ediyor. Bir taraftan bu görüntüler insanlığın şahitliği için elbette önemlidir. Zulmün görünür olması, onu gizleyen düzenlere karşı bir dirençtir. Fakat tam burada ince bir ahlâk çizgisi başlar: Mazlumun sesini duyurmakla onun acısını tüketmek arasında çok küçük ama çok önemli bir mesafe vardır.

Bir çocuğun ölümü, bir insanın takipçi kazanmasının aracı hâline geliyorsa orada bir problem vardır.

Gazze hakkında konuşmak bir şahsın politik kariyerine yatırım oluyorsa orada bir problem vardır.

Boykot çağrısı yapan bir kişi, aynı hassasiyeti hayatının hiçbir ekonomik tercihinde göstermiyorsa orada bir problem vardır.

Filistin kelimesi bir ürünün, bir markanın, bir hesabın, bir grubun ya da bir hareketin reklam yüzüne dönüşmüşse orada da durup düşünmek gerekir.

Çünkü mazlumun hakkını savunmak ile mazlumun hikâyesini kullanmak aynı şey değildir.

İslam tarihinde bunun karşılığı yalnızca “riya” kavramıyla açıklanamaz. Riya, en yalın tabiriyle amelin insanlar tarafından görülme arzusuyla kirlenmesidir. Fakat burada daha kapsamlı bir hastalık vardır: Mukaddes olanı menfaate dönüştürmek…

Kur’an, dini çıkar aracı hâline getirenleri defalarca eleştirir. İlahi hakikatin “az bir bedel karşılığında satılması” yalnızca geçmiş ümmetlere ait bir ahlâki hastalık değildir. Her çağda başka biçimlerde ortaya çıkar. Bir dönemde dinî makam üzerinden, bir dönemde fetva üzerinden, bir dönemde siyasi meşruiyet üzerinden; bugün ise bunların yanında kimi zaman sosyal medya, görünürlük, yardım kampanyası, propaganda, marka kimliği veya ideolojik aidiyet üzerinden…

Gazze de bu tehlikeden azade değildir.

Bir insan Filistin bayrağını profil fotoğrafına koyabilir. Bir siyasetçi meydanda Gazze için konuşabilir. Bir şirket reklam kampanyasında Filistin’e destek mesajı verebilir. Bir kanaat önderi her gün Gazze üzerine konuşabilir. Bunların hiçbiri tek başına kötü değildir.

“Bunun bedeli nedir?”

Çünkü samimiyetin en önemli alametlerinden biri ödenilen bedeldir.

Hiçbir bedel ödemeden kahraman görünmek kolaydır. Kalabalığın alkışladığı yerde Gazze’den söz etmek kolaydır. Fakat ekonomik çıkarın zarar gördüğünde ne yaptığın, siyasi çevren rahatsız olduğunda ne söylediğin, dostların seni yalnız bıraktığında hangi tarafta durduğun, işin ve konforun tehlikeye girdiğinde adaletten ne kadar vazgeçtiğin asıl ölçüdür.

İslam tarihi, bedel ödemeyen sözlerin değil, bedel ödeyen şahitliklerin tarihidir.

Hz. İbrahim’in (as) tevhidi, Nemrud’un/zulmün karşısında bir fikir beyanı değildi; ateşi göze........

© Milli Gazete