menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gazi Hüsrev’den kimliksizliğe Evriliş: Kâbe’de Hacılar Hû çekti mi?

7 0
11.06.2026

Çocukluğumuzda, Müslümanların tarih, medeniyet ve siyaset tasavvurlarının damıtılmasıyla oluşmuş sözlü kültürlerine olan tanıklığımızın, fikir dünyamızda önemli bir yer oluşturduğunu itiraf etmemiz gerekir. Bunu tahdis-i nimet kabilinden ifade ediyoruz. Bu sözlü kültür içinde kasidelerin ve marşların rolünü ve etkisini hususen vurgulamak lazımdır.

Basılı metinlere erişim imkânsız düzeyde zor olduğundan ve ses kayıt cihazları pek yaygın olmadığından küçüklüğümüzde ilahi, kaside ve marşları sözlü olarak ağızdan ağıza dinlemek suretiyle ezberleyebilirdik. İlim, zikir ve fikir meclislerinin olmazsa olmazı, her celseye müteakip ya da meclisin uygun bir vaktinde güzel bir kasideyle gönüllerin heyecana gark edilmesiydi. Yunus Emre’nin “Mecnun’a sordular Leyla nice oldu”, İmam-ı Rabbanî’nin "Gel aldanma bu dünyaya; sonu viran olur bir gün"; Ahmedê Xanî’nin “Kanê Muhemmed Mustefa”; Harputlu İçmeli Sabri Çavuş'un “Vardım bir Gülşene”; Dr. Ali Kemal Belviranlı’nın “Şem'a yanan pervâneler; Gelsin beraber yanalım”; Sarıcanlı Molla Muhammed’in “Üveysi Baba”; Alaaddin Haznevî’nin “Em zelîlin em feqîrin; ya Resulallah meded!”; Hafız Şirâzî’nin “elâ yâ eyyuhe’s-sâkî! Edir ke’sen ve navil hâ”; Sofi Abdulbaki’nin yürek yakan onlarca Kürtçe ve Zazaca ilahileri bu meclislerin mütemmimiydi. Bu kasidelerin yanı sıra sözleri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a nispet edilen ve onun çevresindeki herkese ezberlettiği “Biz Kur'an'ın hâdimleri; Pür imanlı ve zindeyiz! Bu yoldan dönmeyiz asla; Peygamber’in izindeyiz”[1] kasidesi de Hz. Peygamber’e sadakati insan benliğine işleyen en önemli parçalardandır. Bunları daha sonra “Hak yol İslam Yazacağız!” parçaları takip etti.

Bulunduğumuz meclislerde dinlediğimiz kasidelerin o gün, edebi anlayışımıza, kelime hazinemize ve lisan birikimimize olan katkısını vurgulamak gerekir. Bugün “Molla Muhammed! Tut bu rikabı! Uluvvi himmet; âl-i cenâbı! Aldırma asla levm u itabı” cümlesiyle Melayê Cizîrî’nin “Rıhlet ji min vacib bûye; Dine Muhammed râ bûye" mısraının barındırdığı ve tüm İslam dillerinde kullanılagelen kelimelerin anlamını ve içerdikleri deruni manaları daha yeni anlıyoruz. En fazla dikkatimi çeken bir köy meclisinde ve bugünkü insanların ümmi olarak tarif ettiği insanların, mısralarında tüm İslam milletine ait kelimelerin geçtiği kasideleri söyleyip anlayabildiğidir. Öyle ki mısraını naklettiğimiz Sarıcanlı Molla Muhammed, Türkçeyi ilim dili olarak sonradan öğrenmiş ve tasavvuf kasidesi yazacak kadar da lisan bilgisini ilerletmiştir. Birazdan Boşnaklarla ilgili anlatacağım kısımda Molla Muhammed’in Harput’undan Bosna’daki Gazi Hüsrev’e uzanan ruh ve kök birliğinin somut verilerini göreceğiz. Bu verilerden yola çıkarak bugünümüzü ve yarınımızı tahlil etmeye çalışacağız. Hep birlikte temaşa eyleyelim:

Talebeliğimiz sırasında matbu olanlar hariç Arapça kasidelere, marş ve ezgilere ulaşabilmek ve oldukça zordu. Zira bunların video kaset ya da teyp kaseti gibi sesi........

© Milli Gazete