menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bereketlendir kalbimizi ey ramazan!

7 0
16.02.2026

“Neyi kaybettiğini hatırla” diyen şair, her gün biraz daha hırpalıyor bizleri. Su gibi akıp giden zaman her gün biraz daha hatırlatıyor bizlere unuttuğumuz şeyleri. Nehri geçerken kirleniyoruz. Kana kana içiyoruz nehirden. Nefes alamıyoruz. Doğu Guta’da Zalim Esed’in kimyasal saldırısı sonucu kardeşine oksijen verirken, kendisi ölen çocuğun da oksijen makinesine ihtiyacı olduğunu hatırlıyoruz. Bu kalbi kurumuş çağda aldığımız nefesin hakkını kaç tane oksijen makinesiyle verebiliriz? Bu zulüm çarkı bu denli hızlı dönerken, bu çarkın bir dişlisi iken, verebileceğimiz herhangi bir cevap ufukta gözükmüyor.

Ve bu kadar kirlenmişken, mübarek on bir aylar biterken, arınma ayımız Ramazan; bir nisan yağmuru gibi içimizin kuruyan yerlerine doğru geliyor. Ramazan; muhasebe, mukabele, mücahede hepsini kucaklamaya hazırlıyor bizleri. Hâl böyleyken ne yapalım sorusu daha da önem arz ediyor. Peki ne yapalım? Neler okuyalım?

Bu sorunun peşine düştüğümüz zaman her şeyden önce bir ayı değil, bir yılı hatta bir ömrü imar ettiğimizi unutmayalım.

İçinde bulunduğumuz ayda inmeye başlayan Kur’an-ı Kerim’i okuyalım en çok. Altını çize çize, üstüne düşe düşe, hem lafzi itibarıyla hem de aslolan manası itibarıyla nitelikli okumalar yapalım. Kur’an sanki içinize iniyormuşçasına hissettirecek, muazzam bir üslupla kaleme alınan Veli Tahir Erdoğan Hoca’nın ‘‘Kur’an Bana Ne Diyor?’’ adlı açıklamalı meali ile bu kapıyı ardına kadar aralayabiliriz. İşte mevzubahis mealden bir iktibas:

‘‘Hz. Süleyman kıssasını günümüze yansıtırsak, ekranda şunlar görünür. Ekonomide, bilim ve teknolojide, sanat ve edebiyatta hayatın her alanında kalkınmış bir ülke. Kişi başına düşen milli gelir; 89 bin dolar. Ülkede insan hakları ihlaline rastlanmıyor. Hapishaneler okula dönüştürülüyor. Ülkede zekât verecek insan bulunmadığı için dünyada açlık sınırında bulunan 800 milyon insanı, bugün alıcıyken, yarın üretici ve zekât verici hale getirecek projelere destek veriliyor. Ülke birçok alanda dünya markası olmuş. Her yıl milyonlarca Batılı öğrenci bu ülkenin üniversitelerinde okumak için birbiriyle yarışıyor. Ordusu her zalime korku verirken, her mazluma da ümit oluyor. Bu kalkınmanın sırrını öğrenmek için içlerinde İngiltere kraliçesi BELKIS’ın da olduğu onlarca ülkenin yöneticisi ülkeyi ziyaret ediyor. Gelenlerin hayretle gördüğü bir şey var; ahlaki kalkınma her türlü kalkınmanın önüne geçmiş. İnsanların ahiret sevgisi dünyadan ağır basıyor. Ezan okunması "Allah beni çağırıyor" anlamına geliyor. İnsanlar nimetin peşinden koşmayı bırakıp, O’nu verene teşekkür için seccadeye koşuyorlar... Güzel bir rüya idi... Uyandık. Allah (cc) gaflet uykusundan uyanmayı ve bu rüyanın ötesini gerçekleştirmeyi bizlere nasip etsin. (Amin)’’

Kur’an okumalarımızın yanında üstat Sezai Karakoç’un oruç yazılarını ihtiva eden Samanyolunda Ziyafet kitabını başucumuzdan ayırmayalım. Bir çocuğun ilk tuttuğu orucun sevincini bulacaksınız bu kitapta. Teravih namazında coşkuyla salavat getireceksiniz sanki. Şerefeler aydınlanacak gözünüzün önünde ve iki minare arasında ‘‘Tut bizi ey oruç!’’ mahyasını göreceksiniz. Orucun, oruçlunun 24 saati nasıl olur?” sorusunun cevabını bu kitapta bulacaksınız. Altın gece, bayram…

Rabbimizin Hz. Musa ve Hz. Harun’a ifade ettiği ilahi buyruk evimizin her hücresini kuşatması için bu süreci bir fırsat bilelim: "Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet mahalli yapın ve namazı kılın. (Ey Mûsâ!) İnananları müjdele."

Gazze’nin, Arakan’ın, Bağdat’ın, Şam’ın, Doğu Türkistan’ın ve daha birçok İslam beldesinin gariban iftar sofralarını, kan ve gözyaşını, yutkunmalarımızı, yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı düşünelim. Dualarımız, hayallerimiz, okumalarımız, ideallerimiz en çok onlara dair olsun. İlk şanlı zaferimiz Bedir’in, Mecusileri tarihin sahnesinden sildiğimiz Kadisiye’nin en önemlisi de, insanlığa bir inşirah olan Mekke’nin fethin Ramazan ayında yapıldığını unutmayalım. Ramazan, Kur’an ayı olduğu kadar cihat ayıysa kendi imkânlarımızla bu cihadı omuzlayalım, kolları sıvayalım.

Ve bir kez daha, üstat Sezai Karakoç’un Ramazan coşkusu ile; ‘‘Öyleyse, bereketlendir kalbimizi ey Ramazan. Ruhumuza bir ruhülkudüs gibi gelen kutlu Ramazan. Yüksel şerefelerden bir kere daha, ey, 20. yüzyıl akşamlarında bir ahir zaman havarisi gibi gelen kutlu orucun akşam ezanı. Yüksel bir kere daha ey ahir zaman ezanı.’’


© Milli Gazete