Bereketlendir kalbimizi ey ramazan!
“Neyi kaybettiğini hatırla” diyen şair, her gün biraz daha hırpalıyor bizleri. Su gibi akıp giden zaman her gün biraz daha hatırlatıyor bizlere unuttuğumuz şeyleri. Nehri geçerken kirleniyoruz. Kana kana içiyoruz nehirden. Nefes alamıyoruz. Doğu Guta’da Zalim Esed’in kimyasal saldırısı sonucu kardeşine oksijen verirken, kendisi ölen çocuğun da oksijen makinesine ihtiyacı olduğunu hatırlıyoruz. Bu kalbi kurumuş çağda aldığımız nefesin hakkını kaç tane oksijen makinesiyle verebiliriz? Bu zulüm çarkı bu denli hızlı dönerken, bu çarkın bir dişlisi iken, verebileceğimiz herhangi bir cevap ufukta gözükmüyor.
Ve bu kadar kirlenmişken, mübarek on bir aylar biterken, arınma ayımız Ramazan; bir nisan yağmuru gibi içimizin kuruyan yerlerine doğru geliyor. Ramazan; muhasebe, mukabele, mücahede hepsini kucaklamaya hazırlıyor bizleri. Hâl böyleyken ne yapalım sorusu daha da önem arz ediyor. Peki ne yapalım? Neler okuyalım?
Bu sorunun peşine düştüğümüz zaman her şeyden önce bir ayı değil, bir yılı hatta bir ömrü imar ettiğimizi unutmayalım.
İçinde bulunduğumuz ayda inmeye başlayan Kur’an-ı Kerim’i okuyalım en çok. Altını çize çize, üstüne düşe düşe, hem lafzi itibarıyla hem de aslolan manası itibarıyla nitelikli okumalar yapalım. Kur’an sanki içinize iniyormuşçasına hissettirecek, muazzam bir üslupla kaleme alınan Veli Tahir Erdoğan Hoca’nın ‘‘Kur’an Bana Ne Diyor?’’ adlı açıklamalı meali ile bu kapıyı ardına kadar aralayabiliriz. İşte........
