Mustafa Kemâl'in Uydurma Şecereleri Ve Hakîkî Mensûbiyeti (309)
Bilâhare, İkinci Cihân Harbi sonrası, 29 Temmuz – 15 Ekim 1946 Pâris Konferansı’nı tâk̆îben imzâlanan ve Müttefîk̆ Devletler lehine hudûd tanzîmi yapan 10 Şubat 1947 Pâris Muâhedesi ile, Oniki Ada, İtalya’dan alınıp Yunanistan’a devredilirken, daha Harbin başında, 19 Ekim 1939’da, Ankara’da, Fransa ve İngiltere ile imzâladığı beş sene müddetli İttifâk Muâhedesi ile saflarını açıkça belli eden, bununla berâber “zâhirî tarafsızlık” siyâseti tâk̆îb ederek Almanya’nın Anadolu’yu işgâl edip Yakın-Şark’a sarkmasına ve Kafkaslar üzerinden Rusya’ya yönelmesine sed çekerek Müttefîk̆ (Siyonist) Cephesine hayâtî bir yardımda bulunan, Anadolu halkını ihmâl̃ etmek pahasına, açlık çeken Yunanistan’a büyük gıdâ yardımı yapan, Har̃b’in son safhasında da resmen Almanya’ya har̃b îlân eden, bu meyânda, (“Ebedî Şef” devrinden îtibâren) başka hiçbir İttifâk Devletinin yapamadığı kadar büyük bir iş başararak, Nazi işgâl̃i altındaki memleketlerden 100 bin kadar Siyonisti kaçırıp Türkiye üzerinden Arab arâzîsi Filistin’e sevk̆etmek sûretiyle İsrâil’in têsîsine muazzam bir hizmette bulunan “Kemalist Türkiye”nin “Millî Şef”i, yine, Oniki Ada’yı Türkiye’ye kazanmak için parmağını kımıldatmamıştı… (Kaldı ki mes’ele, Oniki Ada’dan da ibâret değildir; îcâb eden, bütün Anadolu Adaları’nın Anadolu’muzla bütünleştirilmesidir…)
(Cumhuriyet, 28.5.1937, s. 1)
G̃ûyâ “Yunan dostluğu”nu kazanmak için, Gar̃bî Trakya’nın ve Anadolu Adaları’nın Yunanistan’a ilhâk edilmesine râzı olmuşlardı… (26 Mayıs 1937’de Atina’da istikbâl̃ edilen İnönü’nün sağında Metaksas ve solunda Mevhibe İnönü görülüyor…)
(Cumhuriyet, 28.5.1937, s. 1)
Garbî Trakya’yı ve Anadolu Adaları’nı umursamıyan “Kemalist Türkiye”nin Başvekîli ile Megalo İdeacı Yunan Diktatörü Metaksas, 26 Mayıs 1937’de, Atina’da buluşarak, birbirlerine harâretli dostluk tezâhürlerinde bulunmuşlar, “Mutlak Şef” de, Ankara’dan, telefon ve telgrafla, bu sıcak dostluk halkasına dâhil olmuştu… (Bu dostluk tezâhürleri, 27 Mayıs 1937 târihli Cumhuriyet’de manşetteydi…)
İbret: “Mîsâk-ı Millî” hudûdlarına sâhib (yânî Gar̃bî Trakya, Anadolu Adaları, Musul, v.s.’ye şâmil), Garb’in kuyruğuna takılmamış, bilakis İslâm Âlemiyle sıkı işbirliği hâlindeki bir Türkiye’nin Yakın-Şark’ın pek nüfûzlu büyük bir Devleti olacağı âşik̃ârdı. O zamân Filistin’de jenosidci ve emperyalist bir İsrâil Devleti mevcûd olabilir miydi? Bu takdîrde, Türkiye’yi mağl̃ûb olacağı peşînen mukarrer cephede Birinci Cihân Harbi’ne sokmanın bir mânâsı kalır mıydı?
Lozan zilletini devâm ettiren bu zelîl, bu sefîl, bu pespâye........
