menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

“İran: Askerî yenilgi mi, stratejik direniş mi?”

5 0
previous day

Ortadoğu'da savaşın ilk günlerinden itibaren Washington ve Tel Aviv'in hesabı açıktı: İran'ın askerî kapasitesi kırılacak, füze ve insansız hava aracı altyapısı büyük ölçüde etkisizleştirilecek, nükleer programı geriye itilecek ve Tahran, bölgesel nüfuzunu sürdüremeyecek kadar ağır bir stratejik yenilgiye uğratılacaktı. Fakat savaşın bugünkü tablosuna baktığımızda ortaya daha karmaşık bir sonuç çıkıyor.

“İran savaşı kazandı” demek için henüz erken olabilir. Ancak “İran ağır bir yenilgiye uğradı” demek de sahadaki gelişmeleri açıklamaya yetmiyor. Hatta daha iddialı bir soru sormak mümkün: Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran'ın askerî kapasitesine ciddi zarar vermiş olsalar bile, İran'ın stratejik direnç kapasitesini kırmayı başardı mı?

Bugün bu soruya verilecek cevap, “Hayır” olacaktır.

Çünkü savaş yalnızca hangi ülkenin kaç füze attığıyla ölçülmüyor. Savaşın gerçek sonucu; kimin hedeflerine ulaştığı, kimin karşı tarafın hesaplarını bozduğu, kimin savaş sonrasında daha fazla pazarlık gücüne sahip olduğu ve kimin kendi sistemini ayakta tutabildiğiyle ölçülüyor.

Evet, Amerika İran'ı vurdu ama İran'ı teslim alamadı.

ABD'nin askerî üstünlüğünü inkâr etmek mümkün değil. Amerikan hava gücü, istihbarat kapasitesi, deniz gücü ve hassas vuruş kabiliyeti İran'a ciddi zarar verme potansiyeline sahip. Nitekim savaş sırasında İran'ın askerî ve stratejik altyapısının önemli bölümleri hedef alındı.

Fakat askerî üstünlük ile stratejik zafer aynı şey değildir.

İran'ın savaştaki en önemli başarısı belki de burada ortaya çıkıyor: Tahran, kendisine yöneltilen saldırıyı kendi rejiminin ve devlet sisteminin çöküşüne dönüştürmedi.

İran hâlâ karar alabilen, füze ve insansız hava araçları kullanabilen, bölgesel aktörleri etkileyebilen ve en önemlisi Hürmüz Boğazı üzerinden dünya ekonomisini etkileyebilen bir devlet olarak masada duruyor.

Tahran; savaşın kendisine verdiği zarara rağmen zamanın ve ekonomik baskının kendi lehine işlediğine inanıyor ve görüyor.

Bu nedenle İran'ın başarısını “Amerika'yı askerî olarak yendi” şeklinde değil, Amerika'nın askerî üstünlüğünü stratejik teslimiyete dönüştürmesini engelledi şeklinde tanımlamak daha doğru olur.

Bu, küçümsenecek bir sonuç değildir.

İran'ın asıl silahı yıllardır İran mühendisliğine münhasır ürettiği kapsamlı füzelerden çok........

© Milat