Güven krizi!
Derin şüphe, önce ilişkileri, sonra kurumları, en sonunda da ortak hayatı bitirir.
Tarih, güvenilirliğini kaybeden yapıların çöküşlerine dair nice misallerle doludur.
Güven kaybolduğunda dil yalancı olur.
İnsanlar, gerçek duygu ve düşüncelerini ifade etmekten çekinirler.
Kendilerini gizler, bir yandan güvenmedikleri kişilere övgüler düzer, diğer yandan da çöküş sonrasının “sinsi” hesaplarını yaparlar!
Maskeli balo ortamı böyle böyle oluşur.
Herkes rolünü oynar, çöküşe malzeme taşır!
Bu çöküş, “ansızın” meydana gelmez.
Önce küçük ihmaller, ihanetler birikir.
Bir yetkilinin sözünü tutmaması, bir komşunun sırtını dönmesi, bir kurumun milleti unutması…
Milyonların alın terinin bir anda buhar olması.
Her bir parça “üstesinden gelinebilir gibi” görünür ama zamanla birikim olur.
Ve bir gün bakarsınız ki, insanlar “biz” demeyi unutur.
“Ben” ve “onlar” der durur.
Korku büyüdükçe mağaralarına çekilir, kalplerini kilitler insan…
Bu ortamda sayıları gittikçe azalan çocuklar da “güven”den ve “özgüven”den mahrum bir şekilde büyür.
Onlar için dünya, baştan “şüpheli” bir yerdir.
Sevginin, merhametin,........
