menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşamın tarafında olmak

25 0
23.03.2026

Tarih çoğu zaman insanın üstüne çöken ağır bir sessizliktir. Kazananların sesi yükselir, kaybedenlerin sesi bastırılır. İnsan, yalnızca tarihin nesnesi değildir; aynı zamanda tarihin ötesine taşan, onu sorgulayan, ona itiraz eden bir varlıktır. Tarih, çoğu zaman geçmişin nötr bir kaydı gibi sunulur. Halbuki tarih, hangi sesin duyulacağını, hangi acının görünmez kalacağını, hangi hayatın merkezde yer alacağını belirleyen bir kurgusal anlamsızlık düzenidir. Bu yüzden tarih, yalnızca olmuş bitmiş olayların toplamı değil; insan yaşamının nasıl okunacağına dair bir tercihtir.

Tarih, kutsal değildir. Tarihin insanı nasıl daralttığını, nasıl kalıplara hapsettiğini fark etmek, olgunluktur ve aydınlanmadır. İnsan, hiçbir ideolojinin, hiçbir kurumsal düzenin, hiçbir dogmatik hakikatin pasif nesnesi değildir. İnsan, özgürlük taşıyan, anlam kuran, sorumluluk alan, kendi yaşamını yeniden inşa etme kapasitesine sahip bir öznedir. İnsan, eleştirel ve kurucu bir varlıktır. İnsanın önünde yaşamı yeniden kurma seçeneği, bir imkân olarak sürekli olarak bulunmaktadır.

İdeoloji ve dogmatizm, insanı en çok içerden kuşatır. Dışarıdan görünen baskı, çoğu zaman daha kolay fark edilir; ama insanı asıl felç eden şey, insanın kendisine ait olmayan düşünceyi, kendi düşüncesi sanmasıdır. İnsan, çoğu kez kendisine öğretilmiş bir dili konuşur, kendisine dayatılmış doğmayı içselleştirir, kendisine miras kalmış bir korkuyu yaşar, kendisine dayatılmış bir kimliği taşıyarak özgür olduğunu zanneder. Oysa özgürlük, yalnızca dış engellerin kalkması değildir. Özgürlük, insanın kendi zihninin içine yerleşmiş görünmez zincirleri fark etmesiyle başlar. İnsanın özgürleşmesi için önce zihinsel ve ahlaki bir uyanışa ihtiyaç vardır. Kişi, kendi korkularını,........

© Milat