İtaat hayat değildir!
İtaat, hayat değildir. Hayat, boyun eğmek değildir. Hayat, çatlamak, taşmak, bilinçle ve tutkuyla kendini yeniden kurmaktır. Arzularımızı bastırmakla, kendimizi ve hayatımızı tüketiriz ve kendimizi hiçleştiririz. Kendimizle yüzleşmediğimiz ve kendimizden korktuğumuz sürece olgunlaşamayız, gelişemeyiz ve yaşayamayız. Hayattan korkanlar ve kaçanlar, kendilerini itaate, baskıya ve korkuya teslim ederler. Kendi yaşama arzusunu ve enerjisini bastıran insan, kendi yaratıcı gücünü susturmakta, kendi üstünde her türlü otoritenin dayatmasına ve buyruk vermesine maruz kalmaktadır. İnsan otoritelerin buyruklarına dayatmasına maruz kaldığında, aslında hayatının katledildiğini ve çalındığını fark etmemektedir.
İtaat eden insanın ruhunda bir boşluk oluşur. İtaat eden insan, sorgulamaz, düşünmez, duymaz, duygulanmaz, düşlemez ve seçmez. İtaat eden insan, yalnızca verilen emirleri tekrar eder. İtaat eden insan, bastırdığı ve baskıladığı arzularını iç dünyasında biriktirir. İtaat eden insan, ruhunda bastırdığı arzularını biriktirdikçe kendi içinde karanlık ve kirli bir canavar üretir. İtaat eden varlık, kendi içinde yarattığı canavarla yüzleşmekten korkar ve kendinden kaçar. Kendini bastıran ve karartan insan, itaat mekanizmasını baskın psikolojik süreç haline getirir ve itaati kutsal bir doğmaya dönüştürür. Kutsallaştırılan ve doğmatikleştirilen itaat, insanı psikolojik, ruhsal, duygusal, düşünsel, siyasal, metafiziksel ve sosyal bir köle haline getirir. İtaat ve kölelik zihniyeti, kültürü ve kimliği, medeniyet, maneviyat ve hayat üretemez. İtaate ve köleliğe dayalı kültürler, doğmalar ve kimlikler, medeniyet ve hayat değil, vahşet üretmişlerdir. İtaat, medeniyetin değil,........
