Akıl ve ahlak yokluğu: Özgür bireyin kaybı
Bugün yaşadığımız çağın en derin problemi ekonomik krizler, siyasal çatışmalar veya teknolojik dönüşümler değildir. Asıl kriz, insanın varoluşunun merkezinde, akıl ve ahlak arasındaki kopuklukta yoklukta ortaya çıkmıştır.
Bir toplum aklını kaybettiğinde düşünme yeteneğini yitirmekle birlikte ahlaki pusulasını da kaybeder. Akıl ile ahlak birbirinden kopuk iki alan değildir. Ahlak, aklın özgürce işlediği bir dünyada anlam kazanır. Akıl susturulduğunda ahlak da yozlaşır ve yok olur.
Bugün birçok kişide ve toplumda gördüğümüz şey, akıl-ahlak kopukluğu ve yokluğudur. Ahlaktan sürekli söz etmek, insanların ahlaklı olduğu anlamına gelmemektedir. Ahlaktan söz eden insanlar, özgür ve eleştirel akıldan hiç söz etmemektedirler. Ahlaki davranışın temel şartı olan özgür aklın ortadan kaldırıldığı gerçeğiyle yüzleşilmemektedir. Dogmatik, ideolojik ve aşkın otoriteler, aklın yerine geçirilmiştir. Böyle bir ortamda ahlak, insanın özgür vicdanının ürünü olmaktan çıkar ve otoritenin buyruğuna dönüşmektedir. Otoritenin buyrukları, insanı akılsız ve ahlaksız yapar. Buyruklarla ve yasaklarla insan akıllı ve ahlaklı olmaz.
Gerçek ahlak, korkudan doğmaz. Gerçek ahlak, itaate dayanmaz. Gerçek ahlak, özgür bireyin bilinçli tercihinden doğar. Ahlakı, emirler-yasaklar listesine indiren toplumlar, aslında ahlak üretmezler; yalnızca........
