Hal ve gidişat
Her sabah kendini yoğun İstanbul trafiğinde buluyorum. Stres dayanılacak gibi görünmüyor. Allah’tan Radyo 7 var. Mehmet Can var. Ruha dokunan nağmeler gibi geliyor üslûbu Mehmet Can’ın. Rahatlıyorsunuz.
Yine o stresli sabahlardan birinde bir trafik canavarı trafiğin altını üstüne getiriyor. Kural falan tanımıyor. Kırmızı ışık ihlali dahi yapıyor. “La havle” çekiyorum.
Kendi hayatınız da olsa tehlikeye atmak ne kanunidir ne de helal. Kurallara ve kanunlara uymak zorundasınız. Bu anlamda batıda insanlar Allah’tan korkmadıkları kadar kanundan ve ceza almaktan korkuyorlar. Bu düşünceler ışığında sizlerle şu söyleşiyi paylaşmak istiyorum:
Annesi Türk, babası ise Fransız olan on sekiz yaşında bir kız Belçika’da yaşıyor. Arkadaşıyla aralarında şu konuşma geçiyor.
-Daha karar vermedim, dedi.
-Müslüman mısın? dedim.
-Ona karar vermek daha zor, dedi.
Merakım iyice artmıştı.
-Konuştuklarınızdan hiçbir şey anlayamadım, dedim.
-Ben de bir şey anlayamıyorum. Hayatım kördüğüm. Nasıl çözeceğimi de bilemiyorum.
-Babam Fransız, annem Türk. İkisini de çok seviyorum. Babam Hristiyan bir Fransız olmamı istiyor. Annem Müslüman bir Türk olmamı. Bu iki istek arasında sıkışıp kaldım. Yani ne yapacağımı bilmiyorum?
Sis perdesi biraz aralanmıştı. Sordum:
- Kendini kalben Hristiyanlığa mı daha yakın hissediyorsun, Müslümanlığa mı?
- İslam'a daha sıcak bakıyorum ama Müslümanların İslam’la ilgisi........
