Dünden bugüne
Geriye dönüp baktığımızda, yaşadığı zamanı özlemeyen var mıdır diye bir soru sorsam, “ah yaşadığımız o günler güzeldi, temiz, mutlu ve mesut günlerdi” dediğinizi duyar gibiyim. Tortusu, çamuru, kiri pası yok denecek kadar azdı o günlerin. Dünya, bugünkü kadar pis, arsız ve hayasız değildi.
Sokaklar, mahalleler ve insani ilişkiler temizdi. Daha insani, lezzetli mi lezzetliydi. Ticaret, alış verişler tertemizdi. Yoksulluk mu? Vardı tabi. Diz boyuydu hem de. Ama her hale, varlığa ve yokluğa şükür vardı insanlarda.
Dünyanın gelip geçici olduğu kanımıza zerk edilmişti adeta. Dünya denen şey nedir ki? Bu soruya, çok kıymet verdiğim şair İbrahim Tenekeci’nin ‘görmeden ölmek’ isimli şiir kitabındaki şu dizelerle cevap verelim. “Açıkta satılan bir şeydir dünya” Yahut şu: “Gözleri görmeyen birinin, baba/ Gezmeye gitmesi diyorum, dünya.”
Varlık geçicidir, yokluk da öyle. Her ikisi de dünya hallerinden bir haldir. İmtihandır bu dünya. Yokluk ve yoksulluk mu? Bir Müslüman için imtihandır. Kazanılan bir intihan için şükür vesilesidir. Bu yüzden mutluydu o günkü insanlar.
Merhametin, yardımlaşma ve fedakarlığın, kardeşlik ve komşulukların bal tadında yaşandığı o günlerden bahsediyorum. Hz. Peygamber’in, “komşusu açken, tok yatan bizden değildir” uyarısı dilde değildi, kalplerde bir karşılığı vardı. Fakirin ve fukaranın halinden anlamak vardı.
O zamanlar, ölçümüz Allah ve Resulü’nün ölçüsüydü. Kardeşimizin izzet ve şerefini korumanın kendi........
