menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçimizdeki yargıçsız mahkeme

18 0
21.05.2026

Geçtiğimiz gün bir dostum, yıllardır masasının köşesinde duran o yarım kalmış kitap taslağını nihayet çöpe attığını söyledi. "Yayınevleri basmaz diye mi?" diye sordum. Başını iki yana salladı. "Hayır," dedi, "kendime verdiğim sözü tutamamanın o sessiz ağırlığından kurtulmak istedim." O an susup başımı önüme eğdim. Çünkü bu ağır itirafı yapan o dost, sabahın köründe aynanın karşısında doğrudan benim gözlerimin içine bakıyordu.

İşte bu itiraf, bugünlerde sokakta, vapurda, otobüs duraklarında birbirimizin yüzünde gördüğümüz o örtülü yorgunluğun da özetidir aslında. Vapurdaki o yorgun yüzler... Çok çalışmaktan mı? Hayır. Çoğu, tutulmamış sözlerin ağırlığından. Sabahları telaşla işe yetişen, sevdiklerine veya topluma mahcup olmamak için zamanla yarışan bizler, nedense aynı şefkati ve dürüstlüğü kendi iç dünyamızda kendimize göstermekte zorlanıyoruz.

Hâlbuki bizi hizaya sokan o dışsal zorunluluklar ortadan kalktığında, hürriyetin o baş döndürücü serinliğine kavuştuğumuzu sanırız. Oysa hiçbir kısıtlamanın bulunmadığı o hudutsuz boşluk, insanın kendi iradesiyle baş başa kaldığı en çetin yüzleşme alanıdır. Üzerimizde bir dış otorite kalmadığında, o serinliğin yerini taşıması çok daha güç olan ağır bir sorumluluk alır.

İnsanın, sırf kendi vicdanı ve iradesiyle, kimsenin şahitliğine ihtiyaç duymadan kurduğu o sessiz akde deruni........

© Milat