Ateşi içinde taşıyanlar
Bir minder vardır. Soğuk, sert, acımasız.
Ve bir adam vardır, uzun bir sessizliğin ardından o mindere dönen. Ne alkış beklentisiyle, ne nostalji için. Sadece bir şey vardı henüz tamamlanmamış: tarihin en büyük güreşçisi olmak.
Rıza Kayaalp, Tiran'da grekoromen stil 130 kiloda dünya ikincisi Macar Darius Attila Vitek'i 7-1 yenerek altın madalyayı boynuna taktığında, dünyanın gözünde bir rekoru kırmıştı. Aleksandr Karelin'in onlarca yıl dokunulmaz kalan rakamını geride bırakmıştı. Maç biter bitmez Türk bayrağını öptü, minderde şampiyonluk turu attı. Dakikalar sonra telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sesi duyuldu. "Rekoru kırdık" dedi Rıza, "size verdiğim sözde durdum." Sayın Recep Tayyip Erdoğan tüm ekibi tebrik etti. Sesindeki gurur, söylenmeden de anlaşılıyordu. Çünkü Rıza yalnız değildi. Arkasında ona inanan bir cumhurbaşkanı, yanında yorulmayan bir ekip, kalbinde ailesinin sesi vardı. Büyük başarılar, büyük yalnızlıklardan değil, güçlü bağlardan doğar.
Ama asıl sır o madalyada değil, ona giden bütün o meydan okumalarda, düşüşlerde ve yeniden kalkışlarda gizlidir.
Çünkü 13. şampiyonluk, bir sabah uyanıp karar verilen bir şey değildir.
13. şampiyonluk, 1. şampiyonluğun içinde tohumlanır.
Düşünün: On beş yaşında bir çocuk. Sabahın erken saatlerinde, henüz kimsenin görmediği bir antrenman salonunda, minderin karşısında duruyor. Karşısındaki güreş mankeni,........
