Hürmüz ve zorunlu ateşkes
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan süreç, kısa sürede bölgesel bir gerilim olmaktan çıktı; küresel dengeleri sarsan çok katmanlı bir krize dönüştü. Bu süreçte en dikkat çekici gelişme ise, İran’ın beklenenden çok daha sert ve organize bir karşılık verebilmesi oldu. Körfez’deki ABD üslerinin hedef alınması ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılması, savaşın seyrini doğrudan değiştiren kritik eşiklerdi.
Washington ve Tel Aviv’in hesaplarında İran’ın bu ölçekte bir direniş göstereceği öngörülmemişti. Ancak sahada oluşan tablo, İran’ın yalnızca savunmada kalmayacağını; gerektiğinde küresel enerji akışını bile riske atabilecek hamleler yapabileceğini ortaya koydu. Bu durum, savaşın askeri boyutunu aşarak ekonomik ve jeopolitik bir krize dönüşmesine neden oldu.
Tam da bu noktada ABD Başkanı Donald Trump’ın iki haftalık ateşkes ilanı geldi. Pakistan’ın arabuluculuğunda İslamabad’da başlayan görüşmeler, ilk bakışta diplomatik bir çözüm arayışı olarak yorumlandı. İran’ın sunduğu 10 maddelik çerçeve metin üzerinden prensipte bir uzlaşı sağlanması da sürecin ilerleyebileceğine dair beklentileri artırdı.
Ancak sahadaki gelişmeler bu iyimser tabloyu kısa sürede dağıttı. İran tarafı, ateşkesin ilk günden itibaren ihlal edildiğini ve özellikle ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı fiili deniz ablukasının savaşın devamı anlamına geldiğini açık şekilde dile getirdi. Buna İsrail’in saldırılarını sürdürmesi de eklenince,........
