Kültürel mirasın izinde
Şehirler, sadece taştan ve topraktan ibaret yapılar değildir; üzerine sinmiş hatıraların, kuşaktan kuşağa aktarılan kodların ve estetik bir ruhun taşıyıcılarıdır. Ancak modernleşme sancıları, hoyrat şehirleşme pratikleri ve tüketim odaklı yaklaşımlar, bu kadim ruhu zedelemeye devam ediyor. İşte tam da bu noktada, kalemiyle ve duruşuyla "kültürel hafızanın nöbetçiliğini" yapmaya çalışan bir eğitimci ve yazar olarak, yollara düşüyorum.
Son dönemde İstanbul’dan Kocaeli’ye uzanan bir hat üzerinde gerçekleştirdiğim söyleşi ve imza günlerinde, sadece eserlerimi tanıtmakla kalmıyor; unutulmaya yüz tutmuş bir medeniyet bilincini, genç kuşaklarla birlikte yeniden hatırlamanın gayretini güdüyorum.
"İnanç Turizmi" Değil, Hayatın Tâ Kendisi
Düşünce dünyamın merkezinde, şehirlerin o "otantik" dokusunu koruma arzusu yatıyor. Rami Kütüphanesinde okurlarımla buluştuğumda, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir hakikati dillendirdim: "İnanç turizmi" kavramı. Urfa gibi İslam’ın tüm ritüellerinin, ezanının, minaresinin ve medresesinin dipdiri yaşandığı bir şehre bu etiketi yapıştırmanın, o ruhu metalaştırmak olduğunu savunuyorum. Benim nazarımda turizm; sadece........
