menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

16 Temmuz

21 0
16.07.2026

15 Temmuz gecesi millet devleti uçurumun kenarından aldı. 16 Temmuz sabahı ise devletin kendisine dönüp şu soruyu sorması gerekiyordu: Bizi buraya kim getirdi?

Aradan yıllar geçti. Darbe girişimini yapan örgütün kadroları dağıtıldı, birçok mensubu yargılandı, devlet içindeki hücreleri büyük ölçüde temizlendi. Fakat mesele birkaç bin kişinin tasfiyesiyle kapanacak kadar basit değildi. Çünkü o yapıyı devlete taşıyan düzen, onu koruyan ilişkiler, önünü açan zihniyet ve kurumları içeriden çürüten alışkanlıklar bütün açıklığıyla masaya yatırılmadı.

Fethullahçılar gitti. Fakat onları mümkün kılan sistem yerinde duruyor.

Bugün hâlâ liyakatin önüne sadakat geçebiliyor. Makamlar ehliyetle değil, yakınlıkla dağıtılabiliyor. Kurumlar kanunla değil, kişisel ilişkilerle yönetilebiliyor. Eleştiren insan tehlikeli, susan insan makbul sayılabiliyor. Dosyadan çok referans, çalışmadan çok bağlılık, bilgiden çok uyum değer görüyor. Böyle bir düzende bir örgüt gider, başka bir yapı gelir. İsim değişir, çürüme devam eder.

15 Temmuz’u anlamak, darbecilere lanet okumaktan ibaret değildir. Asıl cesaret, darbecileri yıllarca devletin damarlarında büyüten bozukluğu teşhis etmektir.

FETÖ bir gecede ortaya çıkmadı. Okullarda, yurtlarda, dershanelerde, adliyelerde, emniyette, orduda ve üniversitelerde yıllarca kök saldı. Çocukları küçük yaşta seçti. Onlara başarı, makam, para ve gelecek vadetti. Sonra bağlılık istedi. Devletin imkânlarını kullandı, devletin kapılarını açtı, sonunda devleti ele geçirmeye kalktı.

Bütün bunlar olurken kurumlar ne yaptı?

Bazıları görmedi. Bazıları görmek istemedi. Bazıları faydalandı. Bazıları korktu. Bazıları sustu. Bazıları da bu yapının sunduğu hazır insan kaynağını, örgütlü kadroyu ve koşulsuz itaati kullanışlı buldu.

İşte çürüme tam burada başladı.

Devlet, kendi yetiştirmesi gereken insanı başka yapılardan devşirmeye başladığında kurum olmaktan çıkar. Bir gruba yaslanan bürokrasi, kamu düzeni kuramaz. Bir cemaate, çevreye, klana ya da siyasi halkanın dar menfaatlerine teslim edilen makamlar, milletin makamı olmaktan çıkar. Kapıdaki tabela devlet kurumu olabilir. Fakat içeride hukuk, liyakat ve denetim yoksa orada kamudan geriye bina kalır.

Bugün Diyanet’in kendisine sorması gereken ağır sorular vardır.

Dini bilgi neden yıllarca kapalı yapıların insafına bırakıldı? İnsanlar neden sahih bilgiyi camiden, ilahiyat fakültesinden ve güvenilir din hizmetinden almak yerine gizli sohbet halkalarında aradı? Dini otorite neden kimi zaman hayatın gerçek meselelerinden uzak, donuk ve bürokratik bir........

© Milat