Taşlar Konuşunca
Başka âmiller, ilham kaynakları, sayısız sebep de vardır kuşkusuz. Eser ortaya çıktıktan sonra da vesile bulmak, ilgi kurmak, bahane yakıştırmak(!) kolaydır.Bazen bir hikâye menkıbe, belki yanlış bir değerlendirme yahut okuma(ma)nın kalbi yaralayan sonucu, yazarın kimi kitabının doğuşuna eşlik eder.Sadreddin Konevî Hazretlerinin türbesinin bir Fatiha okuyarak önünden geçer giderdim. Sonra Yazarlar Birliği’ndeki ve Sadreddin Konevî Camii’ndeki bazı okumalara katıldım. Farklı bir lezzet almaya başladım.Okumalardan birinde Onunla ilgili menkıbeler ele alınacaktı, nitekim kitabı da dağıtılmıştı.Menkıbeleri okuyacak şahıs kitabı eline aldı, galiba okumayı yarıda kesti, “Ben felsefesini anlatacaktım, bana bu görevi verdiler” dedi. Durumdan açıkça memnun değildi.Bu büyük âlimi tanımıyordum, felsefesini anlayacak bilgim ve kapasitem yoktu lakin menkıbeleri seviyordum. İçinde bazen mübalağalı unsurlar olsa bile tesirliydi ve bir münasebet kuruluyor, yakınlık âşinalık duygusu veriyordu.Ki programlara gide gele “ Hazretin ölüm tarihini duyduğumda, sanki o an yenice çok yakın bir sevdiğim vefat etmiş gibi oldukça garip denilebilecek bir hüzne teessüre kapılmıştım. 13. Yüzyıl nere, 21. yüzyıl nereydi.Muhtemelen kalbin anladığı bir şeyler bulunuyordu. Özellikle Taş Hikâyesinden çok etkilenmiştim.Taşlar hem hocaları, hem talebeleri anlatıyordu, âşıkların sembolüydü. Gönül eğitimi ve yolculuğunun işlemesiydi. Dün ve bugündeki aslını arayan insanın ruhî gelişim hikâyesiydi.Bu nevi hikâyeler; muhabbetli çağlardan, Konya’dan, Mekke’den Medine’den, Şam’dan, Endülüs’ten günümüze uzanan huzur nefesleri, aşk köprüleriydi.Dolayısıyla o tavırdan incinmiştim.Denize dalıp inciler çıkaramasanız da, kıyıdan da olsa denizi görmüş, bir farkındalık yakalamıştınız.Eşyanın hakikatini bilmiyoruz. Biz mucizelere, kerametlere........
