Hayvanla Şakalaşmak Olmaz
Birkaç yıl önce, yine bu zamanlardı. Doğanın uyandığı, canlıların canlandığı vakitler...
Evimin yakınlarında bir kedi vardı; deli bir kedi. Kastım, çevik ve saldırgandı. Öyle aniden, gelene geçene laf atar ve huzur bozardı. Sanki elinde bir de tespihi vardı. Tabii zikir çekmek için değil de sırf racon kesmek için... Onu görünce korkup kaçan adamlar, kadınlar, çocuklar, gençler ve yaşlıları görürdüm. Cirmine bakmadan herkese kafa tutan, mahallenin 3 kiloluk kabadayısıydı...
Kısa bir süreliğine de olsa nam salmıştı. 'Deli Kedi' derlerdi ona. Varıp baksanız da çelimsiz, gözleri çapaklı ve acınası bir sokak kedisiydi aslında. Fakat içinde ne fırtınalar kopuyorduysa artık... "Kavganın içindeki köpeğin büyüklüğü değil, köpeğin içindeki kavganın büyüklüğü önemlidir."* sözünün, kedi kılığına bürünmüş haliydi adeta.
Evden dışarıya rahatça adım atamaz, onun mıntıkasından huzurla geçip gidemez olmuştum. Hem, sadece ben mi? Sitedeki herkes diken üzerindeydi, hepi topu bir lokmacık hayvanın yüzünden.
Kanlı ağzının arasına sıkıştırdığı ölü -bizzat avladığı- kuşların cesetleriyle, mağrur ve halinden memnun bir şekilde yürüyüp geçerken kaç defa görmüştüm onu! Evet, evet... 'Doğanın kanunu' ya da 'Tabiatın döngüsü' gibi üst başlıklar altında gayet makul ve adilane bir şekilde açıklaması yapılan şeylerdi bunlar ama yine de içimde bir kızgınlık oluşuyordu ona karşı işte. Hoş, ben de vejeteryan değildim........
