menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tarık Çelenk yazdı: Sivas’ın şehirli kadınları daveti üzerine

14 0
02.02.2026

“Açık ve Gizli Köylülük-Toplu Savrulma” kitabıma ilişkin Medyascope, T24, Oksijen ve Ülke TV gibi mecralarda nitelikli derin söyleşilerimiz vardı. BirGün bu söyleşilerden birini izleyen Sivas’tan “Şehirli Kadınlar” Derneği adına bana Ayşegül Coşkun Hanım ulaştı. Kitabın konusunun tam kendi inceledikleri konu olduğunu, beni dernek adına Sivas’a söyleşiye davet etti. Nazik ve içten bu daveti kabul ettim. Ancak konuyu doğrudan açık ve gizli köylülük olarak konuşmanın sakıncalarını göz önüne alarak başlığı güncel ve cazip “Ülkenin Geleceğinde Manevi Değerleri Hangi Gençler Taşıyabilecek” olarak belirledik.

Bu arada Sivas’a kışın gidebilmek nasıl bir şeymiş, iptaller ve ertelemeler ile onu da öğrenebildik.

Görebildiğim kadarıyla Sivas’a o kadar varsayıldığı gibi son dönemlerde kamu yatırımı yapılmamış. Türkiye’nin çoğu göç alan büyükşehir belediyesinin oluşturamadığı ortak kent kimliğini Sivas oluşturabilmiş. Yörük Türk’ü, Sünni’si veya Alevi’si, Kürt’ü rahatlıkla öncelikle içten “ben Sivaslıyım” diyebilmekte. Sivas Kongresi’nin adeta bu şehre muhafazakâr ruhu işlemiş. Kongre binasına verilen değer ve sahiplenme bunu göstermekte. Başta Mustafa Kemal olmak üzere tüm kongre üyeleri adeta hâlâ binadaymış duygusunu size verdirmekte. AK Parti tercihleri eleştirilse de seçmende CHP’ye bırakılabilecek bir kapı aralığı ben fark edemedim. Kürt sorunu veya çözüm süreci gibi tanım ve projelere çok soğuk bakılmakta.

Sivas’ı farklı kılan bir başka husus ise Selçuklu-Fars medeniyeti geçmişinin izleri. Buna Ermeni zanaatı ve sanatının etkilerini de ilave edebiliriz. Bu bakımdan Sivas’ın merkezi mega bir kasaba değil, 1000 yıla yakın geçmişinin sürekliliğini yaşatan bir şehir. Yüzölçümü bazında baktığınızda bu kadar yoğun Selçuklu ve beylik geçmişi olan medrese kalıntılarının bulunduğu bir Anadolu şehri hatırlamıyorum. Bu medreselerin önemli farkı da son 300 yıldaki gibi içtihada kapalı kelam-fıkıh ezberi odaklı müfredat içermemesi, odaklarının tamamen tıp, astronomi ve matematik gibi bilimsel alanlar olması.

Bu medreselerden yapı ihtişamı ve müfredat açısından Buruciye Medresesi ilgi çekiciydi. Medresenin ana konuları fizik, kimya, matematik ve astronomi üzerine. Medreseyi yaptıran, 1273’te hadis âlimi İran Hemedan’dan gelen iş insanı Muzaffer Burucerdî. Vefat etmeden önce vasiyetini talebelerine yazdırdı. Bu vasiyet, türbenin kubbesinin içerisinde bir şerit hâlinde mavi ve siyah renkli çinili bir kitâbeye nakşedilmiştir. Şunlar yazmaktadır: Allah’ım! Beni sana yaklaştıracak bir amelim, onunla sana yol bulacağım bir sevabım yok… İhtiyacım, yalnızlığım, yokluğum, perişanlığım çok. Garipliğime merhamet et. Bu çukurumda bana yoldaş ol. Ancak sana sığındım, sana güvendim. Burucerdî ve vasiyeti bana bir ara yeni zenginlerimizin sorumluluklarını çağrıştırdı.

Bu arada özellikle........

© Medyascope