menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

PKK meselesinde çözüm arayışlarının kronolojisi: Bugüne kadar hangi adımlar atıldı?

19 0
previous day

Son güncelleme: 6 Ağustos 2026 -

PKK meselesinde çözüm arayışlarının kronolojisi: Bugüne kadar hangi adımlar atıldı?

6 Ağustos 2026 Perşembe

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanmasının ardından ardından çatışmaları sona erdirmek amacıyla Topluma Kazandırma Kanunu, Demokratik Açılım, Oslo görüşmeleri ve Çözüm Süreci gibi birçok girişim hayata geçirildi. TBMM’deki yeni çerçeve yasa teklifiyle birlikte yeniden gündeme gelen sürecin kronolojisini derledik. İşte PKK’lılar için daha önce yapılan yasal düzenlemeler…

Abdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Kenya’da yakalanmasından bu yana geçen 27 yılda PKK ile çatışmayı sona erdirmek amacıyla farklı dönemlerde çeşitli girişimlerde bulunuldu. Topluma Kazandırma Kanunu, Demokratik Açılım, Oslo görüşmeleri ve 2013-2015 Çözüm Süreci bu arayışların en önemli aşamalarını oluşturdu. Ancak her girişim, farklı nedenlerle kalıcı bir sonuca ulaşamadı.

TBMM’ye sunulan yeni çerçeve yasa teklifiyle birlikte, “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan yeni süreçte silah bırakma, toplumsal bütünleşme ve hukuki düzenlemeler yeniden gündeme geldi. Peki, Abdullah Öcalan’ın 1999’da yakalanmasından bu yana PKK meselesinin çözümü için hangi adımlar atıldı, hangi süreçler yaşandı ve neden sonuçsuz kaldı? Son çeyrek yüzyılın çözüm girişimlerini kronolojik olarak derledik.

Çerçeve yasa Meclis’te: Yasada neler var, kimler yararlanacak?

İşte çerçeve yasada neler var: Teklifin tam metni

PKK kendini 2002’de de feshetti

1999’da PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasının ardından örgüt tek taraflı ateşkes ilan ederken, silahlı unsurlarının Türkiye sınırları dışına çekilmesi yönünde karar aldı. Çatışmaların önemli ölçüde azaldığı bu dönemde örgüt, 2002’de düzenlediği 8. Kongre’de kendini feshettiğini açıklayarak KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) adını aldı.

Ancak bu yapılanma da uzun ömürlü olmadı ve 2003’te Kongra-Gel (Kürdistan Halk Kongresi) kuruldu. Aynı yıllarda örgütte çözülmeler yaşanırken, 2002 yılında yaklaşık 1500 örgüt mensubunun ayrıldığı ifade edildi.

Topluma Kazandırma Kanunu

AKP’nin 2002 sonunda iktidara gelmesiyle Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında demokratikleşme adımları hız kazandı. Olağanüstü Hâl uygulaması sona erdirilirken, Kürtçe yayın ve kurslara yönelik bazı kısıtlamalar da gevşetildi. Bu atmosferde hükümet, dağdan dönüşleri teşvik etmek amacıyla 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu‘nu hazırladı.

29 Temmuz 2003’te TBMM’de kabul edilen 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu, önceki “pişmanlık” yasalarından farklı olarak “pişmanlık” kavramını öne çıkarmak yerine toplumsal entegrasyonu esas aldı. Kanunla, silahlı eylemlere katılmamış veya örgüt içinde alt düzey faaliyetlerde bulunmuş kişilere cezasızlık ya da ceza indirimi imkânı tanındı. Yasa kapsamında yüzlerce örgüt mensubu teslim olsa da beklenen kitlesel çözülme gerçekleşmedi.

Yeniden çatışma süreci ve yeni reformlar

Bu sırada 2003’te Kongra-Gel adını alan örgüt, 1 Haziran 2004’te eylemsizlik kararını sona erdirdiğini açıkladı. Böylece yaklaşık beş yıl süren görece çatışmasız dönem kapanırken, güvenlik güçleri ile örgüt arasındaki çatışmalar yeniden yoğunlaşmaya başladı.

2005’in ilk yarısında AKP hükümeti, AB üyelik sürecinin de etkisiyle demokratikleşme reformlarını sürdürdü. Kürtçe yayın ve kültürel haklara ilişkin bazı düzenlemeler hayata geçirilirken, Kürt meselesinin yalnızca güvenlik politikalarıyla çözülemeyeceğine yönelik değerlendirmeler hükümet çevrelerinde daha görünür hâle geldi.

2005: “Kürt sorunu benim de sorunumdur”

Dönemin Başbakanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 12 Ağustos 2005’te Diyarbakır’da yaptığı konuşmada “Kürt sorunu” ifadesini kullandı ve şu sözleri söyledi:

“Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, herkesin sorunudur. Kürt sorunu benim de sorunumdur.”

“Kürt sorunu bu milletin bir parçasının değil, herkesin sorunudur. Kürt sorunu benim de sorunumdur.”

Erdoğan, konuşmasında geçmişte yapılan hataların inkâr edilemeyeceğini belirterek daha fazla demokrasi ve vatandaşlık hukuku temelinde çözüm arayışını savundu. Bu konuşma, ilerleyen yıllarda Demokratik Açılım ile Çözüm Süreci’ne uzanacak siyasi çizginin ilk güçlü işaretlerinden biri kabul edildi.

Bu dönem, çatışmaların sürdüğü, ancak siyasi çözüm arayışının da söylem düzeyinde güç kazanmaya başladığı bir geçiş evresi olarak öne çıktı.

2008’de Norveç’in başkenti Oslo’da devlet temsilcileri ile PKK temsilcileri arasında doğrudan görüşmeler gerçekleştirildi. Böylece kamuoyundan gizli yürütülen Oslo görüşmeleri başlamış oldu.

2008’den itibaren MİT yetkilileri ile PKK temsilcileri, Norveç’in başkenti Oslo’da bir dizi görüşme gerçekleştirdi. Görüşmelerde çatışmaların sona erdirilmesi, PKK’nın silahsızlandırılması, demokratikleşme adımları ve örgüt mensuplarının topluma kazandırılması gibi başlıklar ele alındı. Dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve daha sonra MİT Müsteşarı olan Hakan Fidan da devlet heyetinde yer aldı.

2009 Demokratik Açılım süreci

Oslo görüşmeleri sürerken 14 Nisan 2009’da Demokratik Açılım’ın resmen ilan edilmesinden önce ilk büyük KCK operasyonu gerçekleştirildi. Diyarbakır merkezli operasyonlarda çok sayıda belediye başkanı, DTP yöneticisi, parti çalışanı ve sivil toplum temsilcisi gözaltına alındı. Sonraki iki yıl boyunca operasyonlar dalgalar halinde sürdü. Aralarında belediye başkanları, il ve ilçe başkanları, avukatlar, akademisyenler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının da bulunduğu çok sayıda kişi KCK soruşturmaları kapsamında tutuklandı.

Oslo görüşmeleri devam ederken hükümet, 29 Temmuz 2009’da Demokratik Açılım sürecini başlattı. Böylece bir yandan kamuya açık siyasi reformlar tartışılırken, diğer yandan Oslo’da devlet ile PKK arasında gizli müzakereler sürdürüldü.

İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın koordinasyonunda yürütülen süreç, daha sonra Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi adını aldı.

Hükümet, açılım kapsamında ifade ve kültürel hakların genişletilmesini, toplumsal barışın güçlendirilmesini ve terörün sona erdirilmesini hedefledi. Bu dönemde Kürtçe yayın yapan devlet televizyonu TRT 6’nın (bugünkü TRT Kurdî) yayınları sürerken, üniversitelerde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açıldı. Kürtçe üzerindeki bazı kısıtlamalar kaldırıldı ve farklı toplumsal kesimlerle istişare toplantıları düzenlendi.

Sürecin en tartışmalı gelişmelerinden biri ise 19 Ekim 2009’da Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapan PKK mensupları ve Mahmur Kampı’ndan gelen grubun karşılanması oldu. “Barış Grubu” olarak adlandırılan 34 kişinin sınırda ve Diyarbakır’da coşkuyla karşılanmasına ilişkin görüntüler kamuoyunda geniş tartışma yarattı. Muhalefet partileri hükümeti sert şekilde eleştirirken, hükümet de sürecin yönetilişine ilişkin yöntem değişikliğine gitti.

“Demokratik Açılım”dan “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi”ne ve ardından yeniden başlayan çatışmalar

“Demokratik Açılım” ifadelerinin yerine zamanla “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” kullanılmaya başlandı. Ancak tartışmalar dinmedi.

Aynı dönemde KCK soruşturmaları genişletildi. 2009’dan itibaren düzenlenen operasyonlarda çok sayıda DTP ve daha sonra BDP’li siyasetçi, belediye başkanı, avukat, akademisyen ve sivil toplum temsilcisi gözaltına alındı veya tutuklandı. Hükümet operasyonların PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik olduğunu savunurken, Kürt siyasi hareketi ve insan hakları örgütleri soruşturmaların demokratik siyaseti hedef aldığını öne sürdü.

Öte yandan, kamuoyuna yansımayan Oslo görüşmeleri devam etti. Devlet adına MİT yetkilileri ile PKK temsilcileri arasında Norveç’in başkenti Oslo’da yürütülen müzakerelerde silahsızlanma, demokratikleşme ve çatışmaların sona erdirilmesi gibi başlıklar ele alındı. Böylece hükümet bir yandan kamuoyuna açık reform sürecini yürütürken, diğer yandan örgütle müzakerelerini sürdürdü.

2010 ve 2011 yıllarında çatışmaların yeniden yoğunlaşması ve güvenlik operasyonlarının artması, Demokratik Açılım’ın siyasi zeminini giderek daralttı. Temmuz 2011’de Oslo görüşmelerine ait ses kayıtlarının internete sızmasıyla gizli müzakere süreci kamuoyunun gündemine taşındı. Aynı yıl Silvan’da 13 askerin yaşamını yitirdiği saldırının ardından çatışmalar yeniden tırmanırken, Demokratik Açılım da fiilen sona erdi. Bundan sonraki dönemde hükümet, İmralı merkezli yeni bir müzakere modeline yöneldi ve bu süreç 2013’te başlayacak Çözüm Süreci’nin önünü açtı.

Süreç,........

© Medyascope