menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İBB davasında 2. duruşmada 9. gün | Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker: “Çocuklarımın kokularını hatırlamıyorum”

21 0
previous day

Ekrem İmamoğlu: Tutuklanması, davaları ve 19 Mart Krizi

Son güncelleme: 2 Eylül 2026 -

İBB davasında 2. duruşmada 9. gün | Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker: “Çocuklarımın kokularını hatırlamıyorum”

2 Eylül 2026 Çarşamba

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope, ANKA) – İBB Davası’nda tahliye talebiyle savunma yapan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker, “İlk tutuklandığımda asla çocuklarımın fotoğraflarının cezaevinde olmasını istemediğim için hiç fotoğraf istemedim. Geçen gün anneme telefonda da söyledim, ‘Hatırlamıyorum kokularını, ellerini de hatırlamıyorum, ayaklarını da hatırlamıyorum’ dedim. Halbuki her sabah uyandırıp çoraplarını giydirirdim. Bir anne olarak bu tarif edilemez ve ağır bir duygu” dedi.

Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında olduğu 53’ü tutuklu 414 sanıklı İBB Davası’nın yargılamasına İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi’ne inşa edilen yeni duruşma salonunda, 74’üncü gününde devam edildi.

Tutukluların tahliye taleplerinin alındığı duruşmada eski Kültür A.Ş Genel Müdürü Serdal Taşkın, iş insanı Murat Kapki, Serhat Kapki adına avukatı Rıfat Buğra Özdoğan, reklam ajansı sahibi Şeyhmus Sarıboğa, reklamcı Vedat Şahin’in avukatı Muhittin Arık, Murat Kapki’nin muhasebecisi Sinan Sepetçi, Kültür A.Ş Genel Müdür Yardımcısı Onur Aldı’nın avukatı Yeliz Karademir, reklamcı Serkan Öztürk ve Ömür Yılmaz, iş insanı Ahmet Köksal’ın avukatı Duygu Eroğlu, iş insanı Hüseyin Köksal’ın avukatları Baver Kaya ve Burak İnce, reklamcı Mustafa Nihat Sütlaş, mimar Kahraman Yeşilyurt, Medya AŞ Halkla İlişkiler Müdürü Elif Güven ve Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker savunma yaptı.

Sarıboğa: “Şeker hastasıyım, ölmemi mi bekliyorsunuz?”

Sağlık sorunlarından bahseden Şeyhmus Sarıboğa, “Ağrı içindeyim ve kitlenmekteyim. Ciddi derecede bir şeker hastasıyım. Günde üç kere iğne vuruluyorum. Bizim akşam koğuşta da dolapta tutulmuyor, 30 derece olmuyor. Günde bir kereye düşürmüştüm. Belki bugüne kadar hiç tepki vermedim ama soğuk yerlerde bulunması lazım. Konuşmakta güçlük çekiyorum. Şekerden dolayı ağız ve boğaz kuruluğu yaşıyorum. 15 aydır tutukluyum. 15 aydır sağlık sorunlarım ciddi bir şekilde artmaya başladı. Hem bedenen sağlığım hem de psikolojik olarak çökmüş durumdayım. Benim İBB ile alakam, ilişkim yok. 15 aydır çocuklarımı görmüyorum. İki kız babasıyım. Ölmemi mi bekliyorsunuz? Artık kaldıramıyorum. Bedenen bittim. Ciddi derecede artık kaldıramıyorum” diye konuştu.

Sepetçi: “Hayvanat bahçesinde hissettiriyorsunuz artık beni”

Maaşla çalışan bir muhasebeci olduğunu belirten Sinan Sepetçi, “Ben 16 aydır kapalı görüşlerde oğlumun, kızımın dikkatini çekebilmek için hareketler yapıyorum. Ne gibi, biliyor musunuz? Bir hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi. Yani o çocukların ilgisini çekebilmek, güldürebilmek, bir tebessüm edebilmeleri için garip garip hareketler yapıyorum camın arkasında. Hayvanat bahçesinde hissettiriyorsunuz artık beni. Ben bu durumda olmayı hak edecek hiçbir şey yapmadım. Gerçekten artık yeter. İthamlar, beyanlar ortada. Benim iki çocuğumun ne suçu var” ifadelerini kullandı.

Yeşilyurt: “Ağlayacak yer bile yok”

Kahraman Yeşilyurt da “Ben devletime ihanet etmedim. Hayatım boyunca bu ülke içinde çalıştım. İnsanlara iş verdim. Devlete karşı yükümlülüklerimi işimin ve hayatımın bir parçası olarak gördüm. Kaçmıyorum, verilecek her türlü adli kontrol tedbirine uymaya hazırım. 180 metrekarede 70 kişi yaşıyoruz. Ağlayacak yer bile yok. İnsanın gerçekten ağlamaya ihtiyacı, gözünün yaşını dökmeye ihtiyacı oluyor. Annem de yaklaşık 13 aydır evinden hiç çıkmadan yaşıyor. Ben cezaevindeyim ama onun hayatı da fiilen bir ev hapsine dönüştü. Bir anne olarak evladının yolunu bekliyor. Ben sağlığımı düşünüyorum, o benim sağlığımı düşünüyor. Her duruşmadan gelecek habere tutunuyor. Ben yalnız kendi hayatımdan değil, annemin ve bütün ailemin hayatından da eksiliyorum” dedi.

Güven: “Kaçma ihtimalim vardı, kaçmadım”

Elif Güven, şunları dile getirdi:

“Hakkımda hâlâ bir kaçma şüphesi bulunduğu düşünülüyorsa bunu gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Çünkü ben kaçma ihtimalim varken kaçmadım. Ben bunu bugün burada söylemiyorum sadece, bunu davranışlarımla da gösterdim. Üstelik İtalya’ya giderken bunun sıradan bir yıllık izin olduğunu gösteren bir başka şey daha vardı. Bilgisayarımı dahi ofiste bırakıp gittim. Hayatımı geride bırakıp gitmedim. Bir kaçış hazırlığı yapmadım. Çalıştığım yere, işime, hayatıma geri döneceğimi düşünerek izne çıkmıştım. Soruşturmayı öğrendiğimde de kaçmayı değil dönmeyi tercih ettim. Ben yaklaşık 1,5 yıldır özgürlüğümden yoksunum. Bu süre içerisinde soruşturma tamamlandı, iddianame düzenlendi, dosya artık kovuşturma aşamasında. Deliller toplandı, ben savunmamı yaptım. Bugün geldiğimiz noktada benim dışarı çıktığım takdirde hangi delile müdahale edebileceğimi de bilmiyorum. Bir şeyi yok etmek, gizlemek veya değiştirmek gibi bir niyetim hiçbir zaman olmadı. Kaldı ki bugün böyle bir imkanımın bulunduğunu da düşünmüyorum.”

Türker: “Sabretmeye, dayanmaya çalışıyorum”

Gözaltına alındığında çıplak arama iddialarıyla da gündeme gelen Fatoş Pınar Türker, 2 çocuk annesi ve bekar bir kadın olarak kendi durumunu “ağırlaştırılmış tutukluluk” olarak nitelendirerek şunları söyledi:

“Ben ağırlaştırılmış müebbetlerle bir arada aynı koridorda kalıyorum. Çok zor şartlar altında, onlar tabii ki cezalarını çekiyor ama inanın sabretmeye, dayanmaya çalışıyorum. 2 kızımın yüzü suyu hürmetine her sabah şükrederek, yine bir besmele çekerek ayağımı yere basıyorum. Çok şükür diyorum sağlığım yerinde idi, çocuklarımın sağlığı iyi. Yani gerçekten selin önünde sanki kapıyı itiyorum da su içeri girsin, boğulmayayım, bunun mücadelesini veriyorum. Sağlığım konusunda hiçbir sıkıntı yaşamamıştım son 2 aya kadar. Ben şu an 50 yaşındayım. 25 sene önce bir kalp ameliyatı geçirdim. Burada teşhis konulamadığı için yurtdışında teşhis konuldu. Ameliyatımı geçirdim. Daha sonra bir yoğun bakım sürecim oldu. Ondan sonra da ilaç, takipler, diyet, egzersiz programı ile hiçbir sıkıntı yaşamadım ama cezaevi koşullarına geçen bu sürede yapmam gerekenleri yapamadığım için sorun yaşamaya başladım.”

Uzunca bir süre ilaçlarıma ulaşamadığını belirten Türker, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Tansiyon sorunu da yaşamaya başladım. 3 kez bayıldım. Bir defa omuzumdan yaralandım. Bir defa başım açıldı. Bunlar revir kaydında var. En sonunda hastaneye sevk edildim. Zannedersem 3 kez hastaneye gidip geldim. EKG, efor, işte holter vesaire fakat doktor kesin bir çözüm bulamadı. ‘Senin geçmişindeki detayları bilmediğim için sen en iyisi de bir ilaçlarını bırak, kendini ayarlamaya çalış, bir de bayılma diye bol tuzlu ye, bakalım ne olacak’ dedi. Benim babam da doktor. Kendi doktorlarıyla konuştu. 25 yıl önceki hastalığın başlangıcının repete etmiş olabileceğini, dolayısıyla hem detaylı tetkik, mümkünse anjiyo yapılmasını önerdiler. Son 1 aydır rahatsızlığıma dair Adalet Bakanlığı cezaevine yazılı bir talimat geçmiş. Gece gündüz fark etmeksizin 7/24 her 15 dakikada bir 2 tane infaz koruma memuru odama geliyorlar. Beni kontrol ediyorlar. Gece uyurken de geliyorlar.........

© Medyascope