Gürkan Çakıroğlu yazdı: Kürt meselesine dair son söz
Yaşam karşısında tavır almak, olaylar karşısında tavır takınmak gerek. Zira rüzgârda savrulan bir yaprak olmanın ya da gücün önünde eğilip bükülen bir insan olmanın insanlık onuru ile bağdaşır bir tarafı yok. İnsan önce kendisine karşı dürüst olmalı. Aksi halde eskimemek için kendini yenileyebilmesi ve akıp giden zamana boyun eğmemesi mümkün değil. Sanırım biz Türklerin zayıf yanı bu, son yüz yıl özelinde tabii. Şayet böyle olmasa, ‘Hamas kendini emniyette hissedene kadar silahları bırakmamalı’ dedikten sonra, ‘YPG kayıtsız şartsız silahları bırakmalı’ diyebilecek cürete sahip bir beyefendi Dışişleri Bakanı olmaz, olamazdı herhalde Türk devletine.
Türk devleti diyorum, evet. Zira bizim devletimiz hala daha Kürtlerin devleti olamadı. Diyelim Ankara yüzde 100 haklı, SDG de yüzde 100 haksız; bu halde bile 1000 yıllık kardeşleri Kürtler hatırına, Şam’ın Rojava’ya yönelik Batı destekli küstah kuşatmasına destek vereceğine karşı çıkması gerekmez miydi? Türkiye Kürtlerin de devleti olsaydı eğer, Kıbrıs’a yaptığı müdahalenin bir benzerini de Rojava’ya yapması ve Ayşe’yi tatile çıkarması gerekmez miydi? Acaba Emine Hanım Arap değil de Kürt olsaydı netice değişir miydi? Sanırım değişmezdi. Zira Kürt doğmak, Kürt olmaya kâfi gelmiyor. Kürtler ve Kürtlük, hiçbir şeyi değilse bile en azından bunu bizlere öğretti. Hem de iyi öğretti.
AK Parti’den kimsenin beklentisi yok. CHP deseniz kolu kanadı kırık. Siyaseten çölleşen Türkiye’de iklimi değiştiren ise MHP. 22 Ekim’den itibaren siyaseten gönlüm MHP’de, gelecek seçimlerde oyum MHP’ye. Zira MHP; Cumhuriyet tarihinin en cesur, en vakur ve en yapıcı siyasi hamlesini yaptı. Birileri devrim mi arıyor; MHP’nin 22 Ekim’i tek başına büyük bir Türk devrimidir. Devrimden sonra oluşan yeni düzene ayak uydurmakta ise sadece MHP değil, her kesim zorluk çekmektedir. Suriye’deki son gelişmeler bunu net bir şekilde ortaya koydu. Düzen yeni ama söylemler ve eylemler eski. Bu görüntü de haliyle siyaseti zayıflatıyor, toplumun güven ve samimiyet duygularını zedeliyor.
Hatayı en başında, Rojava’yı Kıbrıs’tan ayrı düşünerek yapıyoruz. Kürtlerin itirazları zaman zaman aşırıya kaçsa da hak, hakikat ve halk temelli. Bunu görmeden onlara yüklenmek haksızlık. Kobani düşerse Diyarbakır küser dedik. Ulus devleti fetişleştirme acziyetine düşmemeliyiz; aksi halde Türk’e, Fars’a, Arap’a hak olan devletleşme arzusu neden Kürt’e de hak olmasın dedik. Bu hal, Kürtler açısından kabul edilemez; Kürt olsak bunu biz de kabul etmeyiz dedik. Bu açmazı açmanın, bu sorunu çözmenin tek bir çıkar yolu var o da Türk ve Kürtün eşit olması, Türkiye’nin Kürtlerin de devleti olması dedik. Dedik demesine de biz dedik biz de dinledik. Ankara; hala daha kabız, kısır ve korkak o eski Ankara.
“DEM Parti bir karar vermek durumundadır: PKK’nın kurucu önderinin yanında mı yoksa karşısında mıdır?” dedi Devlet Bey; haklı dedik. Ama Devlet Bey ve devlet de bir karar vermeli diye ekledik. Bir olmayı dayatarak, asimilasyonu teşvik eden Kemalist paradigma mı; yoksa birlik olmayı arzulayarak, entegrasyonu teşvik eden Öcalan’ın paradigması mı uygulanacak diye de sorduk. Yutması, yutkunması zor diyebilir kimileri; 100 senedir yuttuklarını, yutturduklarını düşünsün o kıymeti kendinden menkul kimileri. Türkiye yüzyılının Kürtler olmadan veya Kürtleri aldatarak ya da Kürtleri inciterek gerçekleşebileceğini zannedenler var hala Ankara’da; işte ben bu akla şaşıyor, bu akılsızlığa yanıyorum.
Likud’un arzu ettiği şey; Şam yönetimi Kürtleri vursun Türkiye buna kayıtsız kalsın, hatta mümkünse TSK ile YPG sıcak savaşa tutuşsun ve Kürtlerin Türkiye’den duygusal kopuşu gerçekleşsin. Ankara bu kadar mı miyoplaştı? Bunun olması halinde Türkler ve Kürtler beraber kaybedeceğiz. Rojava’yı Şam’a boğdurmak Pirus, Rojava’ya sahip çıkmak Malazgirt’tir Ankara için. Kürtsüz Türkiye cambaz kalmaya, Türkiyesiz Kürtler ise kurban olmaya mahkûm; yaşanan onca acı, yitirilen onca cana rağmen bu hakikati hala daha görememek ne anlaşılabilir ne de kabul edilebilir. Yeter artık! Türkiye, Kürtler olmazsa vasat bir Orta Doğu ülkesi olarak kalacak. Türkiye, Kürtleri kazanamazsa eğer, zamanla Türkleri de kaybedecek.
Ne zaman vazgeçecek Türkler, 100 yıl önce kendilerini bölüp parçalayan anlaşmaları tahkim etmekten?........
