menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gökhan Bacık Yazdı: AKP İslamcı bir parti mi değil mi?

16 1
07.02.2026

AKP’nin İslamcı bir parti olup olmadığı tartışması, Erdoğan’ın liderliği, dış politika tercihleri ve kapitalist ekonomi pratiği üzerinden “neo-İslamcılık” kavramıyla yeniden ele alınıyor.

Türkiye üzerine akademik makaleler yazarken, hakemler ve dergi editörleriyle yaşadığımız sorunlardan biri AKP’nin İslamcı bir parti olup olmadığı meselesidir. Kimi akademisyenler, AKP ile İslamcılık arasında doğrudan bir kimlik bağı kurulmasına giderek daha fazla şüpheyle yaklaşmaktadır.

Türkiye’de de AKP’nin İslamcı bir parti olmadığını öteden beri söyleyen ve yazanlar vardır. Bu sorunsala kolay bir cevap bulmak mümkün değildir. Ancak bazı konuları tartışarak sınırlı da olsa ilerleme kaydedilebilir.

Tartışmanın önemli bir noktası, AKP’nin İslam’ı birincil referans alıp almadığıdır. Yazılı olarak AKP’nin böyle bir açıklaması yok. Öte yandan, AKP adına göreve gelenler, Anayasa’da belirtildiği şekliyle bir düzene göre davranacaklarına namusları üzerine söz vermektedir.

Ancak son dönemde, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP’yi temsil eden önemli kişilerin İslam ile kurdukları yakın kimlik ilişkisini açıkça ilan ettiklerini de görüyoruz. Örneğin Erdoğan bir konuşmasında şöyle demiştir: “Hayatımızın merkezine dönemin koşullarını değil, dinimizin hükümlerini yerleştireceğiz.” Ne var ki bu tür açıklamalar, pek çok kişinin bildiği üzere, İslam üzerine yapılan konuşmalarda alışılmış kalıplar olarak da görülebilir.

Hukuksal alanda şeriatı açıkça referans alan bir değişiklik söz konusu değildir. Ancak RTÜK örneğinde olduğu gibi, AKP’li bazı bürokratlar İslami bazı normları “aileyi korumak” gibi gerekçelerle dayatabilmektedir. Burada anlaşılan, AKP’nin İslamileşmesinin temel görünümünün kadın bedeni üzerinden yürütülen bir mücadelede ortaya çıktığıdır.

Aslında din ile AKP arasındaki ilişki bu açıdan negatiftir. AKP, dinsel kuralları sisteme doğrudan sokmamakta, daha ziyade dinsel sembollerin kamusal alanda serbestleşmesini sağlamaktadır. Başı örtülü bir polis ya da asker görmek bunun en tipik örneklerindendir. Bu tür gelişmeleri ise salt İslamileşme olarak yorumlamak kolay değildir.

Burada kritik bir nokta Erdoğan’ın kişiliğidir. Erdoğan, ideolojik düşünce biçimlerine ve kalıplarına itibar eden biri değil. Tabiri caizse “düz bir adam”dır ve bu belki de onun en büyük siyasi gücüdür. Bu yönüyle Erdoğan, insana İbn Haldun’un “çok okumuş adamlar ve filozoflar siyasetçi olmamalıdır; başarılı olamazlar” uyarısını hatırlatmaktadır. Erdoğan, İbn Haldun’un “aradığı” tipte bir siyasetçidir.

Dolayısıyla Erdoğan, siyasi dönüşümü ideolojik tartışmalarla, dergilerde ya da entelektüel düzeyde kurgulayan biri değildir. İslamcılık ile siyaset arasında başka örneklerde kurulan ilişki, bu nedenle Erdoğan örneğinde geçerli değildir. Erdoğan’ı, İslamcılık da dahil olmak üzere herhangi bir ideolojinin paradigmatik kalıplarıyla düşünen ve hareket eden bir aktör olarak yorumlamak pek mümkün görünmemekte.

Yukarıda İbn Haldun ile başlattığım tartışmayı biraz açmak isterim. İngiliz filozof Michael Oakeshott, 1962 yılında Siyasette Rasyonalizm başlığıyla önemli bir kitap yayımlamıştır.........

© Medyascope