menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ece Tekbulut yazdı | Nolan’ın Amerikan Odysseia’sı: Bir savaş destanının ahlaki dönüşümü

17 0
11.08.2026

Son güncelleme: 11 Ağustos 2026 -

Ece Tekbulut yazdı | Nolan’ın Amerikan Odysseia’sı: Bir savaş destanının ahlaki dönüşümü

Tercih edilen kaynak olarak ekle

Dünyada milyonlarca insanın izlediği, Odysseia kitap satışlarını iki-üç katına çıkaran Christopher Nolan’ın The Odyssey filmini sonunda ben de izleyebildim. Filmin duyurusu, benim de sene başında Emily Wilson’ın çevirisini baştan sona okumama vesile olmuştu. Ben Nolan’ın asıl hedef kitlesinin Amerikan izleyicisi olduğunu göz önünde tuttuğumuzda, hikâyeyi bu şekilde anlatmayı seçmesini yerinde buldum.

Nolan’ın filmde Homeros’un evrenini ve onun “zihnisinir” karakterlerini yeniden yaratmayı amaçlamadığı açık. Mümkün olan her yerde Yunan göndermeleri asgariye indirilmiş. Diyaloglara Yunanca sözcükler serpiştirilmemiş; deniz tuzuna ve güneşe karşı merhem olarak destanda her yerde kullanılan zeytinyağı filmde yok; film müziği Yunan müzik geleneklerinden hiç beslenmiyor. Olimpos tanrılarının neredeyse tamamı senaryodan çıkarılmış, olayların anlam kazanması için yalnızca Zeus’un yasası (xenia) bırakılmış. Kalypso buğday tenli bir güzellik değil, çağdaş Amerikan güzellik ideallerini birebir taşıyan Charlize Theron; oyuncu kadrosu Ege ve Akdeniz’in demografik çeşitliliğini yansıtmak yerine günümüz ABD’sinin çeşitliliğini birebir yansıtıyor.

Nolan bir de hikâyenin sonunu değiştirmiş. Destanda Odysseus, İthaka’ya varıp Penelope’nin taliplerini öldürdükten sonra, Athena ve Zeus adada barışı sağlıyor ve Odysseus zeytin ağacından oyduğu evlilik yatağında rahatına bakıyor. Filmde ise Odysseus, savaşta ve yolda ölen adamlarını onurlandırmak için Batı’ya doğru yola çıkıyor. Doğu ve Batı gibi soyut yön göstergeleri Antik Yunan’da karşımıza çıkmaz. Homeros yönleri, doğan ya da batan güneş gibi somut, gözlemlenebilir şeyler üzerinden tarif eder. Nolan’ın Odysseus’u açık açık Batı’ya, okyanus üzerinden sürgüne yollamasıyla Odysseus karşımıza bir Antik Yunan kahramanı olarak değil, proto-Amerikan bir kahraman olarak çıkıyor. Böylece Nolan, dünyayı “biz” ve “ötekiler” olarak bölen, Batı medeniyetinin kökenini Antik Yunan’a dayandıran ve Doğu’yu bu medeniyetten farklı, hatta onun karşıtı olarak konumlandıran oryantalist dünya şemasını yeniden üretiyor. Dolayısıyla Nolan, Homeros evrenini ve Odysseus’un yolculuğunu evrensel bir hikâye olarak küresel seyirci için yeniden yaratmaktansa, Amerikan izleyicisi için neredeyse Amerika’nın kurucu miti olarak yorumlanabilecek bir sürgün hikâyesine dönüştürüyor.

Destanın kökeninden bu sapmanın ne ölçüde kabul edilebilir olduğu tartışmaya açık. Ama Odysseia, her yeni dinleyici için kendini yeniden kuran bir hikaye. Odysseus destanı “anlat bize” çağrısıyla başlar; bu da anlatıcının, dinleyicinin kim olduğuna göre hikâyeyi uyarlamasına imkân tanır. Bu film dolayısıyla Nolan’ın şu muhakemesinin ürünü olarak değerlendirilmeli: Bir kentin kuşatılmasını, sivillerin kitlesel olarak öldürülmesini ve sonrasında askerlerin eve dönüşünü 2026’da ABD izleyicisine neden ve nasıl anlatmalıyım?

Çerçeve bu olduğunda, ben Nolan’ın yorumunu, eklemelerini ve çıkarmalarını yerinde buldum. Nolan’ın “Amerikan” uyarlamasındaki en büyük değişiklik, Troya Savaşı ile evrensel bir ahlak yasasının çiğnendiği vurgusu. Filmde Troya Savaşı, yalnızca Troyalılara yöneltilmiş bir şiddet değil, halkların........

© Medyascope