menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

ABD’deki Halkbank davası düştü: Neden açıldı, neler yaşandı?

30 0
17.06.2026

Son güncelleme: 17 Haziran 2026 -

ABD’deki Halkbank davası düştü: Neden açıldı, neler yaşandı?

17 Haziran 2026 Çarşamba

Tercih edilen kaynak olarak ekle

İSTANBUL (Medyascope) – Yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerinin en hassas başlıklarından biri olan Halkbank davası sonuçlandı. Reza Zarrab’ın 2016’da tutuklanmasıyla başlayan süreç, ABD mahkemesinin davayı düşürmesiyle sona erdi. Peki Halkbank davası nasıl başladı, savcılar Halkbank’ı ne ile suçladı?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) mahkemesi, Halkbank hakkındaki ceza davasının düşürülmesini onayladı. Böylece Halkbank hakkında 9 yıldır devam eden hukuki süreç tamamen sona erdi.

Halkbank’tan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“ABD Güney New York Bölge Mahkemesinde 17 Haziran 2026 Çarşamba günü (bugün) gerçekleşen duruşma neticesinde Mahkeme tarafından Bankamızın ABD’deki ceza davasının düşürülmesi onaylanmıştır. Böylece Bankamız hakkında ABD’de yıllardır devam eden ceza davası kesin ve nihai olarak kapanmıştır.”

“ABD Güney New York Bölge Mahkemesinde 17 Haziran 2026 Çarşamba günü (bugün) gerçekleşen duruşma neticesinde Mahkeme tarafından Bankamızın ABD’deki ceza davasının düşürülmesi onaylanmıştır. Böylece Bankamız hakkında ABD’de yıllardır devam eden ceza davası kesin ve nihai olarak kapanmıştır.”

ABD’de görülen Halkbank davası, yalnızca bir yaptırım ihlali davası olmadı. Yıllar boyunca Türkiye’de iç siyasetin, Washington-Ankara hattındaki gerilimlerin, İran yaptırımlarının ve uluslararası finans sisteminin nasıl çalıştığına dair büyük bir tartışmanın merkezine yerleşti. Şimdi ise dava, tam bir beraat kararıyla değil, tarafların vardığı bir “ertelenmiş kovuşturma anlaşmasıyla” kapanma aşamasına geldi.

Reuters ve Financial Times’ın aktardığına göre anlaşma henüz mahkeme onayına bağlı, para cezası içermiyor, suç kabulü gerektirmiyor. Buna karşılık Halkbank’ın İran’a fayda sağlayacak işlemlerden kaçınmasını ve bağımsız bir uyum denetimi sürecini öngörüyor. Şartlara uyulursa suçlamaların düşmesi mümkün olacak.

Halkbank davası nasıl başladı?

Hikâyenin ABD ayağı kamuoyu açısından Mart 2016’da görünür hale geldi. ABD Adalet Bakanlığı ve New York Güney Bölgesi Savcılığı, 19 Mart 2016’da Reza Zarrab’ın Miami’de gözaltına alındığını duyurdu. 

Resmi açıklamaya göre Zarrab ile birlikte iki İran vatandaşı, İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek, para aklamak ve bankacılık sistemi üzerinden yasaklı işlemler yürütmekle suçlanıyordu.

Kasım 2016’da iddianame genişledi. Eylül 2017’de ise eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Halkbank’ın eski Genel Müdürü Süleyman Aslan, bankanın uluslararası operasyonlardan sorumlu eski genel müdür yardımcısı Levent Balkan ve bazı başka isimler de dosyaya eklendi. İddianamede bu üç isim “komplonun ortakları” olarak tanımlandı.

İddianamede, “2012-2013’te Zarrab, Çağlayan’a bu altın ticareti düzeninin uygulanmasına verdiği destek karşılığında ABD doları, euro ve Türk Lirası cinsinden nakit ödemelerin yanı sıra lüks saat ve diğer eşyalarla en az 70 milyon dolar civarında rüşvet verdi” denildi.

ABD Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında, İran petrol ve doğalgaz gelirlerinin uluslararası finans sistemi içinde altın, nakit ve sahte ticaret belgeleri üzerinden dolaşıma sokulduğu iddia edildi. Reuters da o dönemde Amerikan savcılarının, Türkiye bağlantılı bu ağın yüz milyonlarca dolarlık işlemleri kapsadığını yazdı.

Davanın kritik ismi: Reza Zarrab

Davayı büyüten asıl eşik, Reza Zarrab’ın suçlamaları reddeden bir sanık konumundan çıkıp savcılıkla işbirliği yapan bir tanığa dönüşmesi oldu.

ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre Zarrab, 26 Ekim 2017’de yedi ayrı suçlamayı kabul etti. Bunlar arasında ABD’yi dolandırma komplosu, İran yaptırımlarını ihlal komplosu, banka dolandırıcılığı ve kara para aklama gibi suçlamalar da vardı. İddianamede yer alan altı suçlamaya ek olarak bir de cezaevinde rüşvet verdiğini de itiraf etti.

Zarrab’ın mahkemede anlattıkları, dosyanın hem hukuki hem de siyasi ağırlığını artırdı. Savcılığın tezine göre İran’a ait petrol ve doğalgaz gelirleri önce altın ticareti üzerinden, daha sonra da “gıda” ve “ilaç” ticareti gibi gösterilen sahte işlemler aracılığıyla hareket ettirildi. Amerikan tarafı, bu yapı sayesinde milyarlarca dolarlık İran fonunun yaptırımlara rağmen dolaşıma sokulduğunu savundu. Zarrab’ın itirafçı olması, savcıların bu iddiaları içeriden bir tanığın anlatımıyla desteklemesine imkân verdi.

Dosyanın ikinci büyük kırılma anı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın Mart 2017’de New York’ta gözaltına alınması oldu.

Atilla artık sembolik bir isimdi çünkü Zarrab’ın işbirliği yaptığı aşamada ABD savcılığı, yaptırım delme planının sadece iş insanlarıyla sınırlı olmadığını, kamu bankası içindeki karar mekanizmalarına kadar uzandığını öne sürmeye çalışıyordu. ABD Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre Atilla, İran hükümeti ve İranlı kurumlar adına Amerikan finans sisteminin kullanılmasına yardımcı olan bir komplonun parçasıydı.

Atilla’nın tutuklanması dosyada iki sonucu aynı anda doğurdu. Birincisi, ABD savcılığı yaptırım delme planının sadece bir iş insanı ağı değil, kamu bankası içindeki karar mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermeye çalıştı. İkincisi, Türkiye’de dava artık çok daha doğrudan devletle ilişkilendirilen bir başlığa dönüştü.

Atilla’nın tutuklanması, Zarrab dosyasının Türkiye piyasaları üzerindeki etkisinde “önemli kırılma” yarattı. Yine aynı dönemde Zarrab’ın avukat ekibine Rudy Giuliani ve Michael Mukasey’in katılması ve “diplomatik çözüm” arayışlarının ortaya çıkması davanın siyasi niteliği tartışmasını büyüttü.

Jüri 3 Ocak 2018’de Atilla’yı altı suçlamanın beşinden suçlu buldu. ABD Adalet Bakanlığı, mahkûmiyet açıklamasında Atilla’nın Zarrab’la birlikte İran yaptırımlarını delmek için Amerikan finans sistemini kullanan işlemleri gizlediğini belirtti. 16 Mayıs 2018’de ise Atilla 32 ay hapis cezasına çarptırıldı. 

28 ay tutuklu kalan Atilla 2019’da tahliye edilerek Türkiye’ye döndü. Atilla’nın İstanbul’a dönüşünde ailesi, bankacılık çevreleri ve dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak karşıladı. Daha sonra Atilla, Borsa İstanbul Genel Müdürü olarak atandı.

Atilla daha sonra hikâyesini kendi kaleminden anlattığı bir kitap yayımladı: “Amerika Atilla’ya Karşı: Amerikan Hapishanelerinde Bir Türk Bankacı.” Kitabında John F. Kennedy Havalimanı’nda gözaltına alınmasından tutukluluk günlerinde, neden hedef alındığına dair görüşlerinden dönüş sürecine kadar yaşadıklarını anlattı.

Atilla’nın yıllar sonra sessizliğini bozduğu en dikkat çekici açıklamalardan biri, Cansu Çamlıbel’in 16 Ocak 2023’te T24’te yayımlanan uzun söyleşisi oldu. Çamlıbel, girişte davanın merkezinde aslında Reza Zarrab olduğunu ancak Zarrab suçunu itiraf edip tanık kürsüsüne geçince dosyanın fiilen “ABD Atilla’ya karşı” davasına dönüştüğünü yazdı.

Röportajda Atilla, Türkiye’ye dönüşünde Berat Albayrak tarafından karşılanması ve ardından Borsa İstanbul’un başına getirilmesi nedeniyle oluşan algıya doğrudan yanıt verdi. Çamlıbel’in, bu tablonun kamuoyunda “ABD’de hükümeti satmadı, dönünce ödüllendirildi” şeklinde yorumlandığını hatırlatması üzerine Atilla, “Ben ne Berat Albayrak’ın adamıyım ne o benimle ilgili böyle bir tasarrufun içinde oldu. İkimiz birlikte herhangi bir şeyin parçası hiç olmadık” dedi.

Söyleşinin bir başka önemli kısmı, Atilla’nın Reza Zarrab ile arasına koyduğu mesafeydi. Çamlıbel, Zarrab’ın son anda tanık olmasının savunma stratejisini nasıl etkilediğini sorduğunda Atilla, “Belli suçlarda inisiyatif kullandığını itiraf etmiş birisiyle aynı kefeye konmak hoşuma gitmiyordu zaten” dedi.

Ardından daha da ileri giderek, Zarrab’ın aslında kendisinin bu işlerin merkezinde olmadığını bildiğini söyledi: “O da biliyordu aslında, benim konularla ilgim olmadığını.”

Atilla, tutuklandıktan kısa süre sonra cezaevinde karşılaştıklarında Zarrab’ın kendisine “Konunun benimle ilgisi olmadığını, bir haftaya kadar anlaşılacağını ve beni göndermek durumunda kalacaklarını” söylediğini de anlattı. 

Atilla, dönemin Ankara-Washington hattında konuşulan “Brunson karşılığı Zarrab” ya da daha genel anlamda takas pazarlıkları konusunda da ihtiyatlı konuştu. Çamlıbel’in, Erdoğan yönetiminin Andrew Brunson üzerinden bir takas zemini aradığı ve Rudy Giuliani’nin de bu hattın bir parçası olarak devreye girdiği yönündeki hatırlatması üzerine Atilla, böyle bir senaryodan kişisel olarak umutlanmadığını söyledi.

“Oldu desem yalan olur” diyen Atilla, “öyle bir konuşmanın gerçekleştiği konusunda bir umuda kapılmak istemedim” ifadesini kullandı.

Halkbank’a kurumsal dava........

© Medyascope